| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
BU BLOGU ARKADAŞLARINIZA TAVSİYE EDİP BİZE KATKIDA BULUNMUŞ OLACAĞINIZI UNUTMAYIN LÜTFEN !!! İLĞİNİZE TEŞEKKÜRLER

yardimci

Yazılar arşiv 06.2008 Other entries in 2008-06 resimler , videolar

BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU

BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU
 
Mantar uzmanı Jilber Barutçiyan’a göre Türkiye mantar cenneti. Ama kilosu 100 avrodan başlayan, çok lezzetli mantarlar ormanlarda çürümeye terk ediliyor.
 

Bu arada, dikkat! Yazıyı okur okumaz bilinçsizce ormana gitmeyin; işi bilen, mantarları tanıyan birini bulun. Bir hata hayatınıza mal olabilir.

Jilber Barutçiyan bugüne kadar Avrupa, Küba, Hint Okyanusu ve Mısır’da mantarları incelemiş. Ancak Türkiye’de rastladığı türleri hiçbir yerde görmediğini söylüyor...

Geçtiğimiz günlerde Erzincan’ın Kemah ilçesine bağlı Kerer köyünde bulunan dört kiloluk dev mantar, aslında hakkında pek bir şey bilmediğimiz mantar konusunu gündeme getirdi. Milliyet Cafe, görüşünü almak için Jilber Barutçiyan‘la (46) Belgrad Ormanı’nda buluştu.

Barutçiyan, Türkiye’deki tek mikolog yani mantar uzmanı. Uzun yıllar İsviçre’de yaşamış, mantar araştırmalarına 23 yılını vermiş. Türkiye’de kilosu 3 bin avro civarında olan dünyanın en değerli mantarlarından yetiştiğini söyleyen Barutçiyan’a, “Peki nerede yetişiyor bu 3 bin avroluk mantar?” diye soruyoruz. “İşte şu yanındaki ağacın altında” diyor ve önemli bir konuya daha değiniyor: “Biz ayrıca Belgrad Ormanı’ndan İtalya’ya giden mantarlarımızı iki katına tekrar İtalya’dan satın alarak ‘Porcini’ diye de yiyoruz.”

Erzincan’da bulunan 4 kiloluk mantar sizi şaşırttı mı?
Hayır. Langamelia giganteus isimli bu mantarın dünya rekoru 45 kilo çünkü.

Türkiye’de gerçekten tek misiniz?
Bildiğim kadarıyla evet. Tarım Bakanlığı’ndaki arkadaşların bile mikolog olmak için uzun yıllar çalışmalılar. Türkiye’de sadece kültür mantarı yetiştiren insanlar var.

Mantar merakınız nasıl başladı?
Doğa merakıyla. Arkeoloji okuyup İsviçre’ye gittim. Orada mantar toplamak spor gibi bir şey. 20 yıl sonra hobimi bilimselliğe dönüştürmek istedim. Dünyada mantarcılık konusunda eğitim veren hiçbir üniversite yok. Bu konuda tek diplomayı İsviçre Sağlık Bakanlığı veriyor. Bunu aldım. Türkiye maalesef bu konuyla ilgilenmiyor. Oysa ülkemizde 10 bin çeşidin üzerinde mantar var. Çoğunun ekonomik değeri de yüksek.

Ne oluyor bu değerli mantarlar?
Ormanlarda çürüyor. Oysa ayaklar altında ezilen pek çok mantarın kilosu 100-200 avro değerinde. Yeraltında yetişenlerin kilosu ise 1000-3 bin avro civarında.

Avrupa’ya satmıyor muyuz bunları?
Türkiye değerli mantarlardan bir-iki çeşit yolluyor Avrupa’ya. Oysa binlerce var.

Restoranlarımız faydalanmıyor mu bu mantarlardan?
Türkiye’den İtalya’ya giden mantarlarımızı tekrar Türkiye’ye iki katı fiyatla ithal ediyorlar maalesef. Yani mantarlarımızı İtalya’dan satın alıyoruz. “İtalya’dan porcini getirdik” diyerek insanlara bir tabağı 40 YTL’ye yediriyorlar.

Mantar konusunda köylülere danışılıyor. Bu doğru bir tavır mı?
“Köylüler bilir” deniyor ama pazarlarda öldürücü mantarlar bile satılıyor. Kültür mantarı da bayatsa zehirler. Bu bayat balık yemeye benzer.

Mantarın yedikten dört ay sonra da zehirleyebileceği doğru mu?
Evet. Mantarın zehirlemesi bir haftayla dört-beş ay içinde gerçekleşebilir. Yedikten 15-20 gün sonra başlar belirtiler.

Bir mantar yemeğini ertesi güne bırakmayıp o gün mü yemeli?
Pişmiş yemeği bir-iki gün buzdolabında saklayabilirsiniz. Ancak çiğ mantar araba bagajı, naylon torba, sıcak hava gibi ortamlarda hemen bozulur, zehirli hale döner. Marketten alırken son kullanma tarihine bakmalısınız. Diri ve buruşmamış olmalı.

“Orman benim laboratuarım”

Ormandan hiç çıkmıyorsunuz...
Evet. Belgrad Ormanı benim laboratuarım. Her sabah saat 8’de buradayım. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fransız Kültür Merkezi ve Saint Pulcherie Lisesi’nde kurslar düzenledim. Ayrıca “Türkiye’nin Mantarları” diye bir kitap yazdım. Bu konuda Türkiye’de hiç kitap yok. Yayımlanması için sponsor arıyorum.

Evde bol mantar yiyor musunuz?
Evet, en sevdiğim mantar “Amanita caesarea”. “Yumurta mantarı” da deniyor. Avrupa’da kilosu 100 avro. Belgrad Ormanı’nda bunlardan sepet sepet var. Bu orman milyon dolarlar değerinde.

Doğru bildiğimiz yanlışlar

Mantar öldürmediyse zehirli değildir diye bir şey yok. Öldürücü olan her mantar zehirlidir ama her zehirli mantar öldürücü değildir.
Her zehirli mantarı pişirince zehri gitmez.
Mantarın sütü aksa da zehirli olabilir.
“Beyaz mantarlar zehirli değildir” inancı yanlış.
İlkbaharda zehirli mantar olmaz diye bir şey yok.
Kimisi “Pişirirken suyun içine gümüş kaşık koyun, kararırsa iyidir, kararmazsa mantar kötüdür” der. Oysa öldürücü mantarı pişirirsiniz, gümüş kaşığa hiçbir şey olmaz.
“Böcek ya da hayvanlar yerse biz de yiyebiliriz” denir. Yanlış. Sincaplar ve böcekleri zehirli mantarlar etkilemez.
Kültür mantarı zehirlemez diye bir şey yok. Eğer bayatsa diğer gıdalar gibi zehirler.
Zehirli mantar hemen öldürmeyebilir. Böbrek yetmezliğine yol açarak beş ay sonra öldürebilir.
Öldürücü bir mantara dokunmak zararlı değildir.

H2

AB'NİN EN ÇEVRECİ OTOMOBİLİ SEÇİLDİ

Avrupa Birliği, otomobil üreticilerinden 2012 yılına kadar kilometre başına 120 gram karbondioksit salınımı hedefine ulaşmalarını istiyor. Avrupa'da bu konuda yapılan bir araştırmada en çevreci marka Fiat olarak belirlendi.

İtalyan marka Fiat, kilometre başına 137,3 gram egzoz gazıyla Avrupa Birliği'nin (AB) çevre yükümlülüğüne en yakın değere ulaşmayı başardı. Zaman Gazetesi'nin yayınladığı JATO'nun 2007 yılı verilerine göre Fiat'ı kilometre başına karbondioksit salınımında 141,9 gramla Peugeot, 142,2 gramla Citroen, 146,4 gramla Renault, 148,8 gramla Toyota ve 149,1 gramla Ford izledi.
Bir yıl sonra otomobil üretiminde ilk yıl yüzde 50'ye ve ikinci yıl yüzde 75'e yükseltilecek bağlayıcı hedefin 2015 yılında tüm otomobilleri kapsaması öngörülüyor.

H2

AB'NİN EN ÇEVRECİ OTOMOBİLİ SEÇİLDİ

                Fiat                                                                         resim_Grande_Punto_2006_1_t

Avrupa Birliği, otomobil üreticilerinden 2012 yılına kadar kilometre başına 120 gram karbondioksit salınımı hedefine ulaşmalarını istiyor. Avrupa'da bu konuda yapılan bir araştırmada en çevreci marka Fiat olarak belirlendi.

İtalyan marka Fiat, kilometre başına 137,3 gram egzoz gazıyla Avrupa Birliği'nin (AB) çevre yükümlülüğüne en yakın değere ulaşmayı başardı. Zaman Gazetesi'nin yayınladığı JATO'nun 2007 yılı verilerine göre Fiat'ı kilometre başına karbondioksit salınımında 141,9 gramla Peugeot, 142,2 gramla Citroen, 146,4 gramla Renault, 148,8 gramla Toyota ve 149,1 gramla Ford izledi.
Bir yıl sonra otomobil üretiminde ilk yıl yüzde 50'ye ve ikinci yıl yüzde 75'e yükseltilecek bağlayıcı hedefin 2015 yılında tüm otomobilleri kapsaması öngörülüyor.

H2

Şu 5 Yiyecek Ağız Kokusunu Gideriyor!

Genelde sarımsak ve soğan yediğiniz zaman nefesiniz toksik bir hale dönüşür. Balıklar ve bazı peynirler de aynı etkiyi yapabilir. Devamlı açık havada, ağzınızı açık bir şekilde havalandırmaktan başka yapabilecekleriniz de var. Bazı kokular 24 saat boyunca kanınızda kalabilir, böylece sadece dişlerinizi fırçalamak tek başına işe yaramaz. Bu noktada nefesinizi tazelemeye yardımcı olacak yiyecekler tüketmeniz akıllıca olacaktır. Peki neler yiyebiliriz?

Limon: Bir limonu ortadan ikiye ayırıp emebilirsiniz. Eğer bunu yapmak istemediğiniz bir ortamdaysanız, bir sodanın içine dilimlerini atabilir. Sodanız bitince limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Daha da pratik olması için, limon aromalı şekerlerden tüketebilirsiniz. Aynı zamanda en pratik taşıma şekli şekerlerdedir.

Maydanoz: En sevdiğiniz makarna sosunda bulunan veya kebap yerken tükettiğiniz soğanları düşünün. Yanlarında tabağa konan maydanoz sadece göz zevkinize daha renkli bir hizmet yapmaktan da öte, aynı zamanda nefesinizi tazelemek için oradadır. Maydanozun nefesi tazeleme özelliği bulunur. Bunun yanında taze olmak kaydıyla, biberiye de etkili olabilir.

Elma ve aynı tazelikte olan armut, havuç ve turp da nefes tazelemekte ve temizlemekte etkilidir. İçerdikleri gıda lifi sayesinde tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta tatlı bir tat bırakırlar. Eğer ağız kokusunu daha egzotik bir tatla çözmek istiyorsanız size önerebilecek bazı bahartlarımız var. Bugün hemen her marketin baharat bölümünde anason, kakule, kişniş, rezene bulabilirsiniz. Küçük kaplara doldurup masada yerlerini hazır edin. Tuz ve kırmızı biber gibi onların da her sofranızda yerleri olsun. Küçük miktarda tükeceğiniz bu baharatlar sayesinde yemek sonrası kahveniz bile ağzınızda daha sonra kötü bir tad bırakamayacak.

Nane Filizleri: Bu iki önerimiz de, sarımsak ve soğan kokularına karşı birebir etkildir. Fakt bunun yanında, tarçın kabuklarında bulunan özel bir yağ, ağızda bulunan bir tür bakteriyi yok eder. Tarçın veya nane aromalı sakız da benzer etkiye sahiptir. İçeriğinde xylitol bileşkeni olan sakızlar çürüklerini önlemeye yardımcı olur.

Yoğurt: Eğer gün boyunca yağlı ve kötü kokabilecek besinler tükettiyseniz lezzetli bir alternatifiniz var. Günde bir veya iki kere yiyeceğiniz yarım kap yoğurt ağız içerisindeki hidrojen sulfüt kokusunu yok etmeye yardımcı olur. Genelde ağzımızın içini çürük yumurta gibi kokutan da işte hidrojen sülfüttür. Yoğurdunuzu C vitamini açısından yüksek meyvelerle tatlandırabilirsiniz.

kaynak: haber

Eğitime destek

Eğitime destek mi lazım ! Nasıl olacak o iş bizim insanlarımızla .Yanlış anlamayın şimdi size bahsadeceğim konuyu iyi anlamanızı istiyorum

İŞYERİNDE STRESİ AZALTIN

Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan araştırmaların sonucuna göre huzurlu bir iş günü için fazla sosyal olmamak ve iş arkadaşlarına yakın oturmak gerekiyor

Binlerce çalışan üzerinde yapılan bir araştırma iş arkadaşlarından gelen manevi destek ve patronlardan gelen olumlu eleştirilerin kişilerin stres seviyelerini düşürdüğünü gösterirken California Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma çalışırken dış dünyayla çok fazla ilgilenmenin çalışanların stresli bir gün geçirmesine neden olduğunu ortaya koydu. Anket sonuçları kariyer merdiveninde alt basamaklarda olanların daha çok stresli olduğunu söylüyor.

Anket sonuçlarına göre evine gittiğinde cep telefonunu kapatan çalışanlar iş yaşamında daha mutlu. Ayrıca imkânı olanların öğlen arasında şekerleme yapması stresi azaltmanın bir başka yolu olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynak:hekimce

Merkezimiz Yakın Gelecekte Tüp Bebek ve Genetik Laboratuarlarına Özel Uluslararası Akreditasyon Sistemine Geçiyor

 

Hastalarına uluslararası kalite standartlarıyla hizmet verme anlayışında Türkiye’de öncü olan Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz yine Türkiye’de bir ilkin öncülüğünü yapmanın haklı gururunu yaşıyor. Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz yakın gelecekte Tüp Bebek ve Genetik laboratuarlarına özel uluslararası akreditasyon sistemine geçiyor.

Memorial Hastanesi, ilk hasta kabulünden itibaren başlatmış olduğu kalite politikası doğrultusunda, 2000 yılında ISO 9001:2000 ve 2002 yılında ise Türkiye’de ilk, dünyada 21. hastane olarak JCI (Joint Commision International) Akreditasyon belgelerini aldı.

Bu belgelere ilaveten Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz daha detaylı ve kontrol sistemleri ile hastalarımıza çok daha kaliteli hizmet verebilmek için uluslararası yeni bir akreditasyon sistemine geçmek üzere çalışmaları başlamıştır. Bu nedenle, dünyada Tüp Bebek ve Genetik Laboratuar akreditasyonlarında önce çıkan ismi, Nottingham Üniversitesi Tüp Bebek ve Araştırma Merkezi Kalite Kontrol Yöneticisi Cecilia Sjöblom’u misafir etti ve 2 gün süren yoğun eğitim programına geçti.

 

Bu program sonucunda ilk adımlarımızı attığımız akreditasyon sistemini ve Türkiye’de yine bir ilkin öncülüğünü yapmanın mutluluğunu siz hastalarımızla paylaşmak isteriz.

Kaynak:tüpbebek

 

 

 

 

 

 

 

 

ANNE SÜTÜ MEME KANSERİNDEN KORUYOR

Anne sütüyle büyüyen kadınların meme kanserine yakalanma riskinin diğerlerinden daha az olduğu saptandı.

Amerikalı araştırmacıların, yaşları 20 ila 69 olan 2016 meme kanseri kadın ve aynı yaşlarda 1960 sağlıklı kadını incelediği ve kadınların bebekliklerinde anne sütüyle beslenmelerinin meme kanserine yakalanma riskini düşürdüğünü, ancak bu etkinin ailenin ilk doğan kız çocuklarında görülmediği bildirildi.

Sonuçları Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırma, 3 ya da daha fazla ablası olan ve bebekken anne sütüyle beslenen kadınların meme kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu gösterdi. Wisconsin Üniversitesinde görevli araştırmacı Hazel B. Nichols, genel anlamda bebekken anne sütüyle beslenen kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 17 daha düşük gözlendiğini, ancak ailenin ilk doğan kız çocuklarına bakıldığında böyle bir düşüşe rastlanmadığını söyledi.

Araştırmacılar, annenin kız çocuğunu doğurduğu yaşın, anne sütüyle büyüyen kadınlar üzerinde etkisinin saptanmadığını da bildirdi. Konuyla ilgili olarak düşüşe, emzirme süresi veya anne sütündeki çevresel kirleticilerin seviyelerinin etkisinin araştırılması gerektiği de belirtildi.

Kaynak:hekimce

32 FARZ

Bir çocuk bâliğ olduğu zaman ve bir kâfir (Kelime-i tevhîd) söyleyince, ya’nî, (Lâ ilahe illallah Muhammedün resûlullah) deyince ve bunun mânâsını bilip inanınca (Müslümân) olur. Kâfirin günâhlarının hepsi hemen afv olur. Fakat, bunların her müslümân gibi, imkân bulunca, îmânın altı şartını, ya’nî (Âmentü)yü ezberlemeleri ve mânâsını öğrenerek bunlara inanmaları ve (İslâmiyyetin hepsini, ya’nî Muhammed aleyhisselâmın söylediği emrlerin ve yasakların hepsini Allahü teâlânın bildirmiş olduğuna inandım) demeleri lâzımdır. Dahâ sonra imkân buldukça, bütün huylardan ve karşılaştığı işlerden farz olanları, ya’nî emr olunanları ve harâm olanları, ya’nî yasak edilmiş olanları öğrenmesi de farzdır. Bunları öğrenmenin ve farzları yapmanın ve harâmlardan sakınmanın farz olduğunu inkâr ederse, ya’nî inanmazsa îmânı gider. Bu öğrendiklerinden birini beğenmezse, kabûl etmezse mürted olur. Mürted, (Lâ ilahe illallah) demekle ve İslâmiyyetin ba’zı emrlerini yapmakla, meselâ namaz kılmakla, oruç tutmakla, hacca gitmekle, hayrât ve hasenât yapmakla müslümân olmaz. Bu iyiliklerinin âhırette hiç faydasını görmez. İnkârından, ya’nî inanmadığı şeyden tevbe etmesi, pişmân olması lâzımdır.

İslâm âlimleri, her müslümânın öğrenmesi, inanması ve tâbi olması lâzım olan farzlardan otuziki ve ayrıca ellidört adedini seçmişlerdir.

Otuziki farz

Îmânın şartı: Altı (6)

İslâmın şartı: Beş (5)

Namazın farzı: Oniki (12)

Abdestin farzı: Dört (4)

Guslün farzı: Üç (3)

Teyemmümün farzı: İki (2)

Teyemmümün farzına üç diyenler de vardır. Bu zaman, hepsi otuzüç farz olur.

Îmâmın Şartları (6)

1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak.

2- Meleklerine inanmak.

3- Allahü teâlânın indirdiği kitâblarına inanmak.

4- Allahü teâlânın Peygamberlerine inanmak.

5- Âhiret gününe inanmak.

6- Kadere, ya’nî hayr ve şerlerin (iyilik ve kötülüklerin) Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

İslâmın Şartları (5)

7- Kelime-i şehâdet getirmek.

8- Her gün beş kere vakti geline namaz kılmak.

9- Malın zekâtını vermek.

10- Ramazan ayında her gün oruc tutmak.

11- Gücü yetenin ömründe bir kere hac etmesidir.

Namazın Farzları (12)

A- Dışındaki farzları yedidir. Bunlara şartları da denir.

12- Hadesten tahâret.

13- Necasetten tahâret.

14- Setr-i avret.

15- İstikbâl-i Kıble.

16- Vakit.

17- Niyet.

18- İftitah veya Tahrime Tekbîri.

B- İçindeki farzları beşdir. Bunlara rükn denir.

19- Kıyâm.

20- Kırâat.

21- Rükû’.

22- Secde.

23- Ka’de-i âhire.

Abdestin Farzları (4)

24- Abdest alırken yüzü yıkamak.

25- Elleri dirsekleri ile birlikte yıkamak.

26- Başın dörtte birini mesh etmek.

27- Ayakları topukları ile birlikte yıkamak.

Guslün Farzları (3)

28- Ağzı yıkamak (mazmaza).

29- Burnu yıkamak (istinşak).

30- Bütün bedeni yıkamak.

Teyemmümün Farzları (2)

31- Cünüplükten veya abdestsizlikten temizlenmek için niyet etmek.

32- İki eli temiz toprağa vurup, yüzü mesh etmek ve tekrar iki eli temiz toprağa vurup, her iki kolu dirsekten avuca kadar sığamak.

Kaynak: namazsaatleri

MÜBAREK GÜN VE GECELER

• Cuma Günü 
• Ramazan ve Kurban Bayramları 
• Mevlid Kandili 
• Regaib Gecesi 
• Mirac Gecesi 
• Berat Gecesi 
• Kadir Gecesi 

Cuma Günü 
Cuma günü müslümanlar için bir bayram günü demektir. Cuma namazı cemaatle kılınır. Bu sebeple müslümanlar bir araya gelerek birbirleri ile yakından tanışmak ve görüşmek imkânı bulurlar. Her hafta müslümanların böyle bir araya gelmesi aralarındaki dostluğu artırır, birlik ve beraberliği güçlendirir. 
Cuma, önemli olayların meydana geldiği çok hayırlı ve faziletli bir gündür. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: 
«Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün cuma günüdür. Adem (a.s.) o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş ve o gün cennetten çıkarılmıştır.» (58) 
«Cuma gününde bir saat vardır ki, hangi mü’min o saatte Allah’tan bir dilekte bulunursa Allah onun dileğini kabul eder.» (59) 

Ramazan ve Kurban Bayramları 
Yılda iki dini bayramımız vardır: 
1– Ramazan bayramı. 
2– Kurban bayramı. 
Bayram sevinç günü demektir. Ramazan ayında oruç tutarak Allah’ın emrini yerine getiren, Kurban Bayramında kurban keserek Allah yolunda fedâkârlık gösteren, bayram namazlarını topluca kılan müslümanlar görevlerini yapmış olmanın sevinç ve mutluluğunu yaşarlar. 
Bayramlarda anne, baba ve büyükler ziyaret edilir, dargınlar barışır, hısım ve akrabalar arasında karşılıklı hediyeleşmeler dostlukları pekiştirir. 
Bayramlarda mü’minler birbirleri ile bayramlaşır, uzakta olanlara tebrikler gönderilerek gönülleri alınır. Kabirler ziyaret edilerek ölüler için dua edilir. Kur’an okunarak ve sadaka verilerek ruhları şad edilir. 
Bayramlar, Allah’ın mü’min kullarına birer ziyafet günleridir. Bu günler, Allah’ın rızasına uygun davranışlarla değerlendirilmelidir. 

Mevlid Kandili 
İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir. 
O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 
Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O’na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır. 
Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı “Vesiletün’necat” olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir. 
Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir. 
Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz. 

Regaib Gecesi 
Üç aylar diye bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayları manevi bakımdan diğer aylardan daha üstün ve daha bereketlidir. Recep ayı gelince Peygamberimiz şöyle dua ederdi: 
«Allah’ım bize Receb ve Şabanı mübarek eyle ve bizi Ramazana ulaştır.» (60) 
Recep ayının ilk cuma gecesi “Regaib Gecesi” dir. Bu gece, Allah’ın rahmet ve bağışlamasının bol olduğu, duaların kabul edildiği mübarek bir gecedir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: 
«Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri çevrilmez (yâni kabul edilir). Bunlar: 
– Recebin ilk cuma gecesi, 
– Şabanın onbeşinci gecesi, 
– Cuma geceleri, 
– Ramazan bayramı gecesi, 
– Kurban bayramı gecesi’dir.» (61) 

Mi’rac Gecesi 
Allah,’ın dâveti üzerine Sevgili Peygamberimiz bir gece Mekke’deki Mescid-i Haramdan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmüş, oradan Cebrâil ile birlikte bütün gökleri aşarak “Sidretül’münteha” denilen makama yükselmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) buradan daha ileriye gitmiş ve vasıtasız olarak Yüce Allah ile görüşmüştür. 
Bu mukaddes yolculuğun Mekke’den Kudüs’e kadar olan bölümüne İsra, Kudüs’ten itibaren devam eden bölümüne de Mi’rac denir. Peygamberimiz, beş vakit namazı ümmetine Mirac hediyesi olarak getirmiştir. 
Mirac olayı Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biridir. Hicretten bir buçuk yıl önce Receb ayının 27. gecesinde meydana gelmiştir. 

Berat Gecesi 
Şaban ayının onbeşinci gecesi “Berat Gecesi”dir. Borçtan, suç ve cezadan kurtulmak anlamını taşıyan Berat, günahlardan kurtuluş gecesi demektir. 
Bu gece yüce Allah’ın, kendisine yönelip af dileyen mü’minleri bağışlayarak kurtuluş beratı verdiği bir gecedir. Bu geceyi şuurlu bir halde geçirerek dileklerimizi Allah’a sunmamızı isteyen Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: 
«Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, o geceyi ibadetle geçirin, gündüzünü de oruç tutunuz. Çünkü, Allah Teâlâ, o gece güneş doğuncaya kadar, dünyaya rahmetle tecelli ederek şöyle buyurur: 
– Yok mudur bağışlanmak isteyen, bağışlayayım? 
– Yok mudur rızık isteyen,rızıklandırayım? 
– Yok mudur dert ve musibete yakalanan, şifa vereyim? 
– Daha ne gibi dilekleri olan varsa istesinler vereyim.» (62) 
Öyle ise Rabbimizin müjdesine kulak vererek bizlere tanınan bu fırsatlardan yararlanmalıyız. 

Kadir Gecesi 
Ramazan ayının 27. gecesi “Kadir Gecesi”dir. İnsanlara dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren dinimizin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim Peygamberimize Ramazan ayı içinde Kadir Gecesinde inmeye başlamış, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e peygamberlik görevi bu gecede verilmiş ve İslâm güneşi bu gecede doğmuştur. İşte bu önemli olaylar Kadir Gecesine büyük bir şeref vermiş, üstün bir değer kazandırmıştır. 
Kadir gecesinin bin aydan daha haylırlı olduğu Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirilmiştir. Sevgili Peygamberimiz de bu gecenin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur: 
«Kim ki, faziletine inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.» (63) 
Kadir Gecesi biz mü’minlere Allah Teâlanın büyük bir lütfu ve sonsuz rahmetinin eseridir. Bu geceyi Allah rızası için namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dûa ederek en iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz. 

Hz. Aişe bir gün Peygamberimize: 
–«Ya Rasûlellah: Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?» diye sordu. 
Peygamberimiz şöyle buyurdu: 
–«De ki: Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni afffet.» (64) 
Sevgili Peygamberimizin öğrettiği bu duayı, biz de Kadir Gecesinde tekrar edelim. 
Kandil gecelerini; Allah rızası için namaz kılmak, Kur’an okumak, Peygamberimize salât ve selâm okumak, günahlarımızın bağışlanması için Allah’tan af dilemek, dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua etmek ve yapacağımız yardımlarla yoksulları sevindirmek suretiyle değerlendirmeliyiz.

Kaynak:namaz saatleri

Sitemizdeki bilgilerin büyük çoğunluğu alıntıdır. İlgili yazının yazarının veya kaynak sahibinin istemesi halinde ilgili yazı sitemizden kaldırılacaktır. Web Stats