| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
BU BLOGU ARKADAŞLARINIZA TAVSİYE EDİP BİZE KATKIDA BULUNMUŞ OLACAĞINIZI UNUTMAYIN LÜTFEN !!! İLĞİNİZE TEŞEKKÜRLER

yardimci

Yazılar arşiv 11.2008 Other entries in 2008-11 resimler , videolar

BİRLİKTE EROTİK BİR FİLMDE OYNAMAK İSTİYORUZ

untitled

Hollywood'un 'altın çifti' Tom Cruise ve Katie Holmes'dan ilginç açıklama. Ünlü çift, tıpkı Paris'te Son Tahgo gibi erotik bir filmde birlikte oynamak istediklerini söyledi.

Çifte yakın bir kaynak Tom ve Katie'nin birlikte kamera karşısına geçmek içi n tıpkı Bertoluci'nin yönettiği başrollerini Marlon Brando ile Maria Schrader'in üstlendiği Paris'te Son Tango benzeri seks sahneleriyle dikkat çeken bir filmde oynamak istediklerini söyledi. Aynı kaynak "Tom gerçekten de bu tür cinsel içerikli sahneleri olan ama aynı zamanda iyi bir öyküye ve senaryoya sahip bir proje peşinde" diye konuştu. Tom Cruise, eski eşi Nicole Kidman ile olan evliliği sırasında Stanley Kubrick'in yönettiği Eyes Wide Shut (Gözler Tamamen Kapalı) adlı filmde bu tür cüretkar sahnelerde rol almıştı.

Gani Müjde’den Can Dündar’a Atatürk golü!

Gani Müjde’den Can Dündar’a Atatürk golü! Gani Müjde’nin yazıp yönettiği “Osmanlı Cumhuriyeti”, bu sezon vizyona giren en yüksek bütçeli yerli filmlerden biri.

 

Gani Müjde’nin yazıp yönettiği “Osmanlı Cumhuriyeti”, bu sezon vizyona giren en yüksek bütçeli yerli filmlerden biri.

Başrollerini Ata Demirer ile Vildan Atasever’in paylaştığı bu iddialı filmin galası önceki akşam Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi

Sarayı’nda yapıldı.
Film seyirci karşısına ilk kez orada çıktı.
Ama bu benim “Osmanlı Cumhuriyeti”ni ikinci izleyişimdi.
Çünkü ben bu filmi iki ay kadar önce izlemiştim.
Bunu yazdığım için, “Bundan bize ne? Bununla mı hava atıyorsun?” diyenler olabilir.
Acele etmeyin de bu vurguyu niye yaptığımı izah edeyim.
Çünkü çok önemli.
İki ay önce ben bu filmi izlediğimde Can Dündar’ın “Mustafa” adlı belgeseli vizyona girmemişti.
Şimdi ise “Mustafa” hem vizyonda, hem de Türkiye’nin gündeminde...
İlk izlediğim “Osmanlı Cumhuriyeti”nin finalinde Atatürk’ün sesinden beyazperdeye yansıtılan “Ne mutlu Türküm diyene” sözü

yoktu. Ama galada izlediğim filmin finalinde Atatürk’ün konuşması vardı ve müthiş alkış aldı.
Can Dündar’ın “Mustafa” adlı belgeselinden sonra böyle bir cinlik yapma fikri “Osmanlı Cumhuriyeti”nin yazarı ve yönetmeni

Gani Müjde’den mi geldi, yoksa filmin yapımcısı Şükrü Avşar’dan mı bilemiyorum?
Ama şunu söyleyebilirim ki, “Osmanlı Cumhuriyeti”nden “Mustafa”ya son saniyede atılmış müthiş bir gol oldu bu.

Ali Eyüboğlu/Milliyet

Nazan Öncel Masumiyet Müzesi'nin şarkısını yazdı

Nazan Öncel Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'nin kahramanları Kemal ile Füsun hikâyesini kaleme alarak şarkısını yazdı.Nazan Öncel Masumiyet Müzesi'nin şarkısını yazdı

Sanatçı, Masumiyet Müzesi'nin 1975'den 1985'e kadar uzanan hikâyesine sade ve samimi bir Türkçeyle yazarak içerden bakıyor. Bugüne kadar pek çok ozanımızın şiiri şarkılara ilham kaynağı olurken 'Canım Benim Nasılsın' Masumiyet Müzesi'nin edebiyattan şarkıya uyarlanan ilk bestesi olarak  Avrupa Müzik'in çıkaracağı Hatırına Sustum albümünde yerini alacak.
 
Nazan Öncel diyor ki: "Duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilmemekle beraber, romanı okurken Kemal'le Füsun'un nefeslerini hissedip, kalplerinin nasıl çarptığını duyar gibi oldum.  Hayatın asıl amacının mutluluk olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatan Orhan Pamuk, tavan arasında çoktan unutup gittiğimiz bir sürü şeyi, kalbin ötelerine itelediğimiz aşkı, hayatın derinlerinden bulup çıkarınca onun eşsiz edebiyatı bana bu şarkıyı yazdırdı. Orhan Pamuk'un son başyapıtı ve edebiyatının sevdalısı olduğum için Canım Benim Nasılsın'ı Masumiyet Müzesi'ne armağan etmek istedim." 
 
İŞTE O ŞARKI
Canım Benim Nasılsın
Canım benim nasılsın
İyi misin oralarda
Kimse sana söylemedi mi
Başa gelen çekilir demedi mi
Bir yürüdüm bir durdum
Denize bir kıyı buldum
Bıraktığın biçimde
Geceyle kardeş oldum
Ne gözdeyim ne kaşta
Bir ordayım bir burada
Tatlı acı anılarla
Merhamet Apartman'ında
Bir sen varsın aklımda
Kedim bile farkında
Canım benim nasılsın 
Daha daha nasılsın
İkimizin adı yan yana
Duvarlara yazılsın
***
İstanbul dolaylarında
Taksim olaylarında
Bildiklerimi unuttum
Çukurcuma'larında
Bir yerdeyim bir gökte
Bir sendeyim bir bende
Tatlı acı anılarla
Merhamet Apartman'ında
Bir sen varsın aklımda
Pamuk bile farkında
Canım benim nasılsın 
Daha daha nasılsın
İkimizin adı yan yana
Duvarlara yazılsın
Gülüm benim nasılsın
Daha daha nasılsın
İkimizin resmi yan yana
Şu duvara asılsın
Kibrit kutusu
Eldiven şapka
Ayva rendesi
İnci küpesi
İki anahtar
Süs köpeği
Mavi çarşaflar
Ayakkabının teki
Yağmurluk
Şemsiye
Küllük
Daktilo
Yüksük
Kartpostal
Üçtekerli bisiklet
Elinin değdiği her şeyi topladım
Aşkın olduğu yerde
Mantık ne gezer
Yarım akılla değil
Çeyrek akılla gezer
 
Söz – Beste: Nazan Öncel

'Güzel bacak' tartışması

Gülriz Sururi, 'Tiyatrodan çok para kazanılır mı?" sorusuna iğneli bir cevap verdi.

DENİZ AKKAYA FOTOĞRAFLARI

 Gülriz Sururi önce "Kazanılmaz" dedi. Ardından "Ali Poyrazoğlu çok iyi para kazanıyor?" sorusu üzerine "Pardon!!! Ali Poyrazoğlu tiyatrocu mu? Ben tiyatro yaptığını bilmiyordum. O iyi bir işadamıdır" dedi. Gülriz Sururi programın diğer konuğu Deniz Akkaya'nın "Oyun başına 150 bin YTL kazanıyorum, zam yaparlarsa 200 bin YTL olacak inşallah" demesi üzerine "Bu parayı neden küçümsediğinizi ve güldüğünüzü anlayamadım. Bu paralar biz sanatçılar için önemli bir miktardır. Saygıyla söz edilmesi gerekir, böyle gülerek değil. Bugün 200 bin YTL küçümsenecek bir para değildir. Güzel bacak hiçbir oyunu kurtarmaz" dedi. Deniz Akkaya'nın "Ben oynadığım oyunda bacak göstermiyorum" sözlerine üzerine Sururi "Ben oyununuzu bilmiyorum, duymadım" şeklinde karşılık verdi.

"Bana dolmuşta sarkıntılık eden adam Yaşar Kemal çıktı"

Gülriz Sururi yıllar önce yaşadığı ilginç bir anısını da programda anlattı. Gülriz Sururi "Çok yıllar önce Taksim-Nişantaşı dolmuşuna binmiştim. Yanımda dev gibi bir adam oturuyor. Yan gözle bana bakıp sırıtıyor. Öyle korktum ki şoförden beni indirmesini istedim. Bir baktım o da arkamdan indi. 'Şişşt şişş! Güzel bayan sizinle tanışalım, konuşalım' dedi. 'Defol git peşimden yoksa seni polise şikayet ederim' dedim. Korkudan eve nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Esmer ve dev gibi bir şeydi. Aradan 3 yıl geçti. Bir gün kuliste hazırlanırken kapı açıldı, o dev adam içeri girdi. 'Ayy imdat!' diyeceğim sırada o dev lafa şöyle girdi: 'Yahu ben Yaşar Kemal'im. Ama sen de çok korkak bir şeymişsin canım. O gün hemen kaçıverdin" dedi. Ben de 'Yaşar Kemal olduğunu söylesen olaylar daha farklı cereyan ederdi. Öyle kaçmazdım en azından' dedim. Aramızda hala espri konusudur bu" dedi.

Rüyası gerçek oldu ama

“Var mısın Yok musun” yarışmasında yarışan İlker adlı yarışmacı, üç gün önce gördüğünü söylediği rüyası gerçek olup karşısına çıkınca, cesaret edemedi ve 91 bin YTL’lik ödülle yetinmek zorunda kaldı

İŞTE O HEYACANLI GECEDEN FOTOĞRAFLARRüyası gerçek oldu ama


Son dört kutuda iki mavi ve iki 500 bin YTL’lik kutuyla giren yarışmacı, “Bu sahneyi üç gün önce rüyamda görmüştüm. Son iki kutuya 22 ve kendi kutum 8’le girmiş ve rüyamdan mutlu bir şekilde uyanmıştım. Bu yüzden devam etmek istiyorum ve kutumda da 500 bin YTL olduğuna inanıyorum” dedi.

Uzun bir süre kararsız kalan İlker, eşiyle de konuşup sonunda 91 bin YTL’lik teklifi kabul etti. Daha sonra açtırdığı 4 ve 7 numaralı kutularda mavi renkleri açtırdı. Son ikiye de iki 500 bin YTL ile girdi. Böylece son ikiye 500 bin YTL’lik kutuyla girme ihtimali gerçekleşmiş oldu. Ancak İlker, 91 bin YTL’lik teklifi kabul ettiği için yarışmadan da bu miktarda ödülle ayrıldı.

Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik'in Öğretmenler Günü Mesajı

Gününüz kutlu olsun sevgili öğretmenim,

Atatürk'e “Başöğretmen” ünvanı verilişinin 78’inci ve bu günün öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlanmasının 26’ıncı yılı…24 Kasım Öğretmenler günü…Sizin gününüz…
Çok özel, çok yüce bir mesleğin sahibisiniz. Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın. Sevgi ve fedakârlık mesleği. Sınırları okul ve sınıf duvarlarıyla çizilemeyecek, zil ile başlayıp bitmeyecek kadar ağır bir sorumluluk gerektiren kutsal bir görev. Bu mesleğin tarih boyunca da böyle görüldüğünü, “bilgelik mesleği” olarak kabul edildiğini, değerinin ve öneminin her dönemde vurgulandığını biliyoruz.

Atatürk diyor ki “Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en özverili ve en saygıdeğer öğeleridir.” Yüzyılar öncesinde Diyojen, “Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum.”demiştir. Socrates ise öğretmenin ve öğretmenliğin önemini, “Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir hem de hiçbir şeydir.” diye belirtmektedir. Hz. Ali, öğretmenliğin paha biçilmez değerini en kısa ve etkili biçimde, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyerek ifade etmektedir. Bu şekilde ünlüleri ve sözlerini çoğaltarak pekçok örnek sıralamak mümkün.

Bu mesleğin bir üyesi olarak aynı duygu ve düşünceleri paylaşıyorum. Bu değer ve önem sizlerin de bildiği gibi duygu ve düşünce düzeyinde kalmıyor, hizmetlerimize yansıyor. Yansıtmak için gereken çabayı gösteriyorum. Bakan olarak gösterdiğim bu gayrette yalnız değilim. Hükumet olarak da öğretmenlerin özlük haklarının, sosyal statülerinin yükseltilmesi, eğitim - öğretim konuları öncelikli hedeflerimiz arasında. Kamu oyu da aynı duyarlılığı gösteriyor. Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyasında ve Haydi Kızlar Okula Kampanyasında açıkça görüldüğü gibi halkımızın desteğiyle ve siz öğretmenlerimizin doğru yönlendirmeleriyle başarılı olduk, olmaya devam edeceğiz.

Değerli meslektaşım,

Eğitim camiası olarak bir bütünüz ve bu anlayışla, tüm sorunlarımızı birlikte çözmek için atıyoruz bütün adımlarımızı. Sizlerin özlük haklarının yanı sıra, hizmet verdiğiniz eğitim ortamlarınızın standartlarını yükseltmek için, güvenli okul ve güvenli çevre için çalışıyoruz. Kısacası, eğitimin nitelik ve niceliğini bütün olarak görüyor, kaliteyi artırma çabasını gösteriyoruz.

“Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri milletimizin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.” diyor Atatürk. Gerçekten de bugün Türkiye’de eğitim—öğretimden söz ettiğimizde, 18 milyonu aşan öğrencimiz ve 600 binin üzerinde öğretmenimizle kalemli bir ordudan söz ediyoruz. Sayısal büyüklüğüyle değil yalnızca, geleceğimizi şekillendirecek bilim ve kültür ordusu bu. Elbette önemli. Elbette gereken yapılıyor ve yapılacaktır.

Bu görevi yerine getirirken şevkinizi kıracak, hızınızı kesecek her türlü olumsuz düşünceyi bir kenara itmek önemli. Mesleğinizin kaçıncı yılı olursa olsun ilk günkü heyecanınızın kaybolmaması da önemli. Çabalarımız da bu yolda. Ülkemizin her köşesinde, göğüslemek zorunda kaldığınız ağır ekonomik ve sosyal koşullar altında bile çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe en iyi şekilde hazırlama idealinden hiçbir zaman taviz vermediğinizden ve yetiştirdiğiniz her öğrenciye bu bilinçle yaklaştığınızdan asla şüphem yok. Öğrencilerinizi yetiştirmenin yanında çağımızın gereklerine ve eğitim anlayışına uygun olarak kendinizi de yenileme ve geliştirme gayretlerinizden eminim.

Bizler biliyoruz ki siz saygıdeğer öğretmenlerimizin sorunları eğitim öğretimin diğer alanlarını da etkilemekte. Kalıcı çözümler üretmedikçe eğitim-öğretim alanındaki diğer hedeflerimizi de gerçekleştiremeyiz. Bu bilinçle başlattığımız uygulamalardan, gerçekleştirdiğimiz çalışmalardan da kısaca söz etmek isterim.

• Öğretmenlik mesleğinin daha da gelişmesi için yaptığımız çalışmaların başında öğretmenliğin kademelendirilmesi gelmektedir. Yeni sistemle, statik yapıda olan mesleğinizi yeni bir dinamizme kavuşturduk. Öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen şeklinde kademelendirdik ve geçiş yapanlara ek ücret verilmesini planladık,

• Ek ders ücretlerinizi yüzde 40 oranında artırdık,

• Atamalarınızı objektif kriterlere bağlayarak, bilgisayar ortamında görev yerine “nokta atama” sistemi ile gerçekleştirmeye başladık, ülke genelinde öğretmen dağılımını dengeli hale getirdik,

• İlköğretim öğretmenlerine teftiş kolaylığı getirdik ve böylece ilköğretim müfettişleri sicil amiri olmaktan çıktı,

• Eğitim öğretimde bilişim çağını yakalama, bu yolla kaliteyi artırma çalışmalarına hız verdik. Eğitim ortamlarında bilgi ve iletişim teknolojisi donanımlarını ve ADSL internet bağlantılarını gerçekleştirdik. Pek çok iş ve işlemi internet üzerinden ve hızlı olarak halletmeniz ve bilgiye erişmeniz için gerekli adımları attık. Bunların yanı sıra siz öğretmenlerimizin de bilgi ve iletişim çağının gereklerine uygun meslekî donanımlarınızı önemseyerek hizmet içi eğitimler verdik. Hızlı ve işlevsel eğitimlerle birlikte yeni teknolojilere de sahip olmanızı istedik ve kolaylaştırmak üzere “Dizüstü Bilgisayar Kampanyası” düzenledik,

• Ev sahibi olmanıza yardımcı olmak için “Öğretmen Konut Projesi”ni hayata geçirdik,

• Öğretim programlarını öğrenci merkezli ve aktif öğrenmeyi sağlayacak şekilde yenileyerek uygulamaya başladık. Rehberlik ve yönlendirme hizmetlerini de yeniden yapılandırdık. Problem ortaya çıkmadan müdahale edilecek yeni bir sisteme geçtik,

• Öğretmen eğitimine standart getirerek “Öğretmen Yeterlilikleri Taslağı” nı yayımladık ve pilot illerde uygulamaya başladık. Öğretmenlerin kendi branşlarına geçişleri için gerekli kolaylıkları sağladık.

• Başarılı öğretmenlere okulda yöneticilik yolunu açtık,

• Millî Eğitim Akademisini etkinleştirdik..

Ana başlıklarla değindiğim bu hizmetler elbette sizler için yapılanların tümü değil. Daha birçok hizmet sayabilirim. Yapılanları da yeterli bulmuyorum. Hizmetlerimiz sürecek. Sizden aldığımız geri bildirimlerle elele vererek yenilerini gerçekleştireceğiz. Zorlukları da birlikte yeneceğiz.

Sevgili Meslektaşım,

Millet Mekteplerinin açılışı ve ulu önder Atatürk’ün Başöğretmenliği kabulünün bir yıl dönümünde daha öğretmenler gününü birlikte kutlamanın mutluluğunu yaşıyor, öğretmenler gününüzü en içten duygularımla kutluyorum. Ebediyete intikal etmiş bütün öğretmen ve eğitimcileri rahmetle anıyor, aileniz, çalışma arkadaşlarınız ve öğrencilerinizle daha mutlu, başarılı ve huzurlu olmanızı diliyorum. Siz yalnızca 24 Kasımlarda değil her zaman değerlisiniz ve öyle kalacaksınız. Büyüyen her fidanda, açılan her çiçekte kokunuz; geçmişte ve gelecekte iziniz var.

Bilim ve aklın ışığında, sevgi dolu yolun açık olsun fedakâr öğretmenim…   

   

         Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK
Millî Eğitim Bakanı


Doğalgaz baskını

6851665DHA
 
 
Ankara'da doğalgaz zammını protesto eden bir grup Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Başkent Doğalgaz A.Ş.'ye saldırdı. Binanın camlarını kıran gruba polis sert müdahelede bulundu.

İŞTE DOĞALGAZ BASKININDAN KARELER

Doğalgaz zammının geri alınmasını isteyen halkevleri'ne bağlı yaklaşık 80 eylemci, Ankara Maltepe'de

bulunan başkent doğalgaz binası önünde biraraya geldi. Bir süre bina önünde slogan atan eylemciler

ellerinde halkevleri bayraklarını taşıdıkları sopalarla binaya girmek istedi.Polis binaya girmek isteyen

gruba müdahele etti. Müdahaleye rağmen eylemciler ellerindeki flamaların sopaları ile binanın camlarını

kırdı. Kapıdan zorla içeri girmeyi başaran bazı eylemcileri polis yakalayarak dışarı çıkarttı. 

Lodos değil ihmal

Mustafa KINALI - Özkan ARSLAN- Selçuk YAŞAR / İSTANBUL
 
 
1984’te İstinye Tersanesi’nde inşa edilen ve önceki gece denge dubaları su alan Karaköy İskelesi’nin batmasının lodostan değil, bakımsızlık ve ihmalden kaynaklandığı iddia edildi. "Lodostan batsa bütün tekneler, dubalar devrilir. İstanbul’un her tarafı dubalarla dolu" diyen uzmanlar, yetkilileri defalarca uyardıklarını belirttiler ve özetle şöyle konuştular:

İskelenin çökme anı - Foto Galeri

İskelenin çökme anı - Video

%100 bakımsızlık

Hücum Tulgar (Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Eski Genel Müdürü) İstanbul’da

100-200’den fazla duba var, batmıyorlar, çünkü bakımları yapılıyor. Batma yüzde 100 bakımsızlıktan kaynaklanıyor. Büyük faciadan dönüldü. Üzerinde yüzlerce yolcuyla bir anda çökebilirdi.

Kotu 1 metre düştü

Necat Selimoğlu (Mühendis, Vapurumu Vermiyorum Kampanyası üyesi)
İDO, bir yıl önce Karaköy

İskelesi’ni boyarken, iskelenin kotu 1 metre denize doğru düşmüştü. Dubalar delinmiş su alıyordu.

Can kaybı olabileceğini, tedbir alınması gerektiğini, görevlilere söyledim. "Motopomplarla boşlatıyoruz,

bir şey olmaz. Zaten tersaneye götürme imkanımız yok" dediler. Bu şikáyetleri Haliç Tersanesi’nde

görevli teknik sorumlular Osman Tüysüz ile Süleyman Genç’e aktardım, Büyükşehir Belediyesi’nin

Beyaz Masa’sına yazdım. Yanıt gelmedi.

Tamir etmediler

Behiç Ak (Karikatürist yazar, Vapurumu İstiyorum Kampanyası üyesi) Dubalardaki suların

motopomplarla boşaltıldığına şahit olduk ve gerçekten korkuya kapıldık. Endişemizi, defalarca belediye,

İDO’ya ve Haliç Tersanesi yöneticilerine ilettik. Dubalar tamir edilmedi ve sonunda beklenen oldu.

İskele lodostan değil göre İDO ve İBB yetkililerin ihmali sonucu battı. 30 Ocak 2007’de saat 15:43’te

vapurlar internet grubuna attığım bir mailde de, "İskelelelerin makyajlanmasına devam ediliyor.

Ama Karaköy Kadıköy vapur iskelesinin dubaları su almaya devam ediyormuş. Her gun dubalardan su

boşaltma çalışmaları yapılıyor. Acaba iskelelerimizin hayati güvenlik sorunlarıyla belediye ne zaman

zaman ilgilenecek?" demiştim.

Yan yatıyordu

Şeref Meto (Eski Şehir Hatları İşletme Müdürü)
İskelenin zaman zaman yan yattığını, görüyordum,

bir ara düzelttiler. Herhalde sonra takibi yapılmadı. Güzelim iskele battı. Allah bir faciadan korudu.

Bakımlara 150 milyon harcadık

İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) Genel Müdürü Ahmet Paksoy, iskelenin sualtı ve üstünün üç yıl önce

onarım ve bakımdan geçtiğini belirterek, "Şehir Hatları, İDO’ya devredildiğinden beri tüm iskele ve

vapurların bakım onarımı için 150 milyon YTL’nin üzerinde harcama yaptık" dedi. İstanbul’da böyle bir

havayla karşılaşmadığını söyleyen Paksoy, önceki gün saat 20.00’de iskelenin çelik dubaları su aldığını

belirterek, "Yüksek dalgalar ve dövünmeler oldu. Biz hemen önlem alıp iskeleyi yolcu trafiğine kapattık. Çelik duba delinmiş. Duba alabora oldu" diye konuştu. Paksoy, iskelenin sigortalı olduğunu da söyledi.

Seferler Eminönü’ne

Alaboranın ardından dün Karaköy’e gelen Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Genel Müdürlüğü’nde görevli

dalgıçlar iskelede incelemeler yaptı. İskele, hazırlanan rapora göre İstinye Tersanesi’ne çekilecek.

Yüzer iskelenin yanına iki hafta içinde geçici iskele yerleştirilecek. Yolcular, bu süre içinde, Karaköy

motor iskelesini kullanabilecekler. Kadıköy’den Karaköy’e gelen vapur seferleri Eminönü’nde yapılan

ikinci Kadıköy İskelesi’ne yönlendirilecek. Her 15 dakikada bir sefer olacak. Kadıköy’den Kabataş’a da

yarım saatte bir vapur olacak. Eminönü’ne saat 23.00’e, Kabataş’a ise 21.30’a kadar sefer yapılacak.

İşte böyle battı altı üstüne geldi

Karaköy İskelesi’nin su aldığı önceki akşam saat 20.00’de fark edildi. İskele ters dönerek baş aşağı

battı. 23.00’de alt tarafı üsten görünecek şekilde sulara gömüldü. İskelenin battığını bilmeden, sabah

vapura binmek üzere Karaköy’e gelenler, şaşkınlıklarını gizleyemediler. Bazı yolcular cep telefonlarıyla

batık iskelenin fotoğrafını çekti. Karaköy sahilindeki esnaf ise işlerinden endişeliydi. Büfe ve restoran

işletmecisi Ramazan Kalkavan "Bizim müşterilerimiz vapurdan inenlerdi. Müşterisiz kaldık" dedi.

Kaynak:Hürriyet

Zabıta telsizle vurup emekliyi öldürdü

Turaç TOP/DHA
6848438
 

Seyyar satıcıya müdahale eden zabıtanın, yoldan geçerken "Ayıp arkadaşlar" diyen

emeklinin başına telsizle vurduğu iddia edildi. Düşüp başını kaldırıma çarpan talihsiz

adam, komaya girdi ve 3 gün sonra öldü.

İZMİR’in Güzelyalı Semti’nde, bir bisiklet fabrikasından emekli 57 yaşındaki Doğan Kalender,

salı günü eşi Şerife Kalender’le yürüyüşe çıktı. Çift 11.00 sıralarında bir sokaktan geçerken,

Konak Belediyesi’nde görevli zabıta memurlarının bir seyyar satıcının tezgáhına el koymaya

çalıştıklarını, bu nedenle seyyar satıcı ve vatandaşlarla tartıştıklarını gördü. Doğan Kalender,

iddiaya göre, tartışanların arasına girerek, "Ayıp yaptığınız arkadaşlar" dedi. İddiaya göre

bu söz üzerine zabıtalardan biri, Şerife Kalender’in kolunu tutarken, buna engel olmak

isteyen Doğan Kalender’in başına da diğer zabıta memuru H.D. elindeki telsizle vurdu.

Aldığı darbeyle düşen Kalender, başını kaldırıma çarptı. Kalender, hastaneye kaldırıldı.

Son sözü adalet söyleyecek

Şikáyetçi olunan zabıta memuru H.D. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Hastanede tedaviye alınan Kalender, 3 gündür sürdürdüğü yaşam mücadelesini dün sabah

saatlerinde kaybetti. Şerife Kalender, zabıta memurunun tutuklanması ve ceza alması için

hukuk mücadelesi başlatacaklarını söyledi. Konak Belediyesi Zabıta Müdürü Mustafa Duman,

meslektaşları H.D.’nin görevine devam ettiğini belirterek, "Bizim memurlarımız tarafından

vurulması söz konusu değil. Üzgünüz.

Son sözü adalet söyleyecek" dedi.

Kıyafet balosu yapmıyoruz

6848434
Okan KONURALP
 
 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, çarşaflı kadınlara CHP rozeti takmasını

"Çarşaf giyiyorsa giyiyorlar. Utanacaklar mı ya da utanacak mıyız bundan? Kim ne

diyebilir buna? Belki ben de Erzurum’da doğsaydım potur, çarık giyerdim" sözleriyle

savundu.

Baykal, şunları söyledi:

AKP’ye ahlaki tavır

Kimse çıkıp da ’Ben çarık, çarşaf giyiyorum ve bunu tüm Türkiye’ye giydireceğim’ demiyor.

Yani, ’Ben AKP’ye karşı ahlaki tavrımı koymak için CHP’ye katılıyorum’ diyor ve benim nasıl

 bir parti olduğumu bilerek bana geliyor. Onların bizi değiştirme gibi bir talebi yok. Kıyafet

balosu vermiyoruz yani biz.

Dini olan-siyasi olan

Geleneksel ve dinsel kıyafeti, siyasi kıyafetten kesin çizgilerle ayırmak lazım. Örneğin, biz de

bir geleneğin parçasıyız. Kravat takıyorum; ama kravatı, ona iman ettiğim için takmıyorum.

Başka bir yerde yaşasaydım, başka bir işim olsaydı kravat takmazdım belki de.

Geleneğe saygı

Bazıları gelenekleri, bazıları da dinin emri düşüncesiyle çarşaf giyiyor, türban takıyor. Her iki

tercihe de saygı duyuyorum. Ama bunun, devletin resmi ve hukuki yorumu haline

getirilmesine, getirmek isteyenlere ’Durun bir dakika’ diyorum. CHP’ye katılan kadınlarımız,

saçının tek bir telinin görünmesini günah sayan bir anlayışa sahip değiller. Altı oku içlerine

sindiren anlayışa sahipler.

Laiklik için katkı

Bu tartışma Türkiye için yararlı oldu. Birbirimizi anlama noktasına geliyoruz. Çünkü,

kafamızda bazı kıyafetlerin dinsel bir simge olduğu algısı var. Bu tartışmadan, baskıcı ve

karşısındakini dışlayan hatta faşizme kayan bir laiklik anlayışı yerine; gerçek laik, demokratik

bir anlayışın ortaya çıkmasını umut ediyorum.

Atatürk-Humeyni

Baykal, CNNTÜRK’ün canlı yayınında ise şöyle dedi: "Örneğin, ’Ben Atatürk’ü sevmiyorum,

Humeyni’yi seviyorum’ diyen insanın başı açık da olsa CHP’de yeri yoktur. Ancak bize katılan

arkadaşlarımız, ’Ben Atatürk’ü seviyorum, ailemin, köyümün, çevremin, mahallemin yaşam

tarzı bu, ben böyle giyiniyorum, bir mahsuru var mı?’ dediği zaman ona ’Başımla beraber,

elbette senin burada yerin var’ demek benim ahlaki görevimdir."

Sitemizdeki bilgilerin büyük çoğunluğu alıntıdır. İlgili yazının yazarının veya kaynak sahibinin istemesi halinde ilgili yazı sitemizden kaldırılacaktır. Web Stats