Eşlerimi sıfır kilometre seçerim
Bülent Ersoy, Mehmet Menek'in eşi Deniz Menek'ten kendisi için boşanacağı
yönündeki haberlere yanıt verdi:
Bülent Ersoy, İzmirli Mehmet Menek'in 4 yıllık eşi Deniz Menek'ten kendisi için boşanacağı yönündeki haberlere yanıt verdi:
"Ben eşlerimi sıfır kilometre tayin ederim. Beyefendi evlidir. Benim evli insanlarla işim asla olmaz. Beyefendi bana aşıkmış ama bu beni ilgilendirmez çünkü kendisinin bir bağımlılığı var. Boşansın, olursa olur. Ama boşanmalarına neden ben değilim. İlişkiyi ben bitirmiyorum."
Bülent Ersoy, Canan Sarıkaya imzalı kıyafetiyle dikkat çekti.
Bülent Arınç'ın evine hırsız girdi
| Evren KASIRGA / MANİSA, (DHA) |
![]() |
| Manisa'da TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ile komşusunun evine giren hırsız, bir şey alamadan kaçtı. AKP Manisa Milletvekili ve eski TBMM Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın Manisa'daki evine hırsız girdi. Adakale mahallesi İzmir caddesi üzerindeki apartmanın 6. katında 12 numaralı dairede oturan ve bu evi sadece Manisa'ya geldiğinde kullanan Arınç’ın dış kapısını levye ve tornavida kullanarak açan hırsız veya hırsızlar kasaya dokunmadan evi terk etti. Manisa Emniyet Müdürü Adem Aydemir, olay yerinde inceleme yaptı. Aydemir, kapıları açık gören komşuların haber vermesi üzerine binaya geldiklerini belirterek, saat 15.30 sıralarında söz konusu binada iki adi hırsızlık olayı meydana geldiğini, binanın 11 ve 12 nolu dairelerine hırsız girdiğini bildirdi. Aydemir, “Her iki daireden de herhangi birşey çalınmamış. Dairelerin yatak odaları karıştırılmış. Para ve ziynet eşyaları arandığı kanaatindeyiz” dedi. Bu olayın daha ziyade, altın ve ziynet eşyası arayan kişi veya kişiler tarafından yapıldığının düşünüldüğünü kaydeden Aydemir, Mehmet Ağaçhan'a ait 11 numaralı daireye de levye ve tornavida kullanılarak girildiğinin tesbit edildiğini ve bu daireden de çalınan herhangi birşey olmadığını söyledi. Aydemir, 11 numaralı daireye 6 ay önce de hırsızların girdiğini kaydetti. BÜLENT ARINÇ İLE KONUŞULDU Olay yerine gelen Vali Celalettin Güvenç ve AKP Manisa İl Başkanı Dursun Ali Yıldız, Emniyet Müdürü Adem Aydemir'den bilgi aldı. Aydemir, “Adi bir hırsızlık olayı yaşanmıştır. Bülent beyi aradık ve bilgi verdik. Evdeki kasasının boş olduğunu söyledi. Araştırmada da herhangi bir çalıntı olmadığı tespit edildi. En kısa zamanda failleri yakalayarak adalete teslim edeceğiz” dedi. Bülent Arınç'ın, yarın yapılacak AKP İl Kongresi'ne katılmak üzere bu akşam Manisa'ya gelecek olması nedeniyle daire içerisinde patlayıcı araştırması da yapıldı. Ancak herhangi birşey bulunamadı. |
10 saatte 'Süper satıcı' eğitimi
Yönetim, organizasyon, pazarlama, kurumsallaşma konularında yönetim danışmanlığı hizmeti veren Can Çirişoğlu, kurduğu "satıcı okulu" ile süper satıcılar yetiştiriyor.
Firmanın sahibi ve yönetim danışmanı Can Çirişoğlu, özellikle kurumların gelişmesinin çalışanların bireysel gelişimine bağlı olduğunu belirterek, "Bu yılın başında pazarlama alanındaki birikimlerimizi kurumlar dışında bireysel katılımcılarla paylaşmak üzere satıcı eğitimi vermeye başladık. Zaman sorunu yaşayanlar için "10 Saatte Süper Satıcı" eğitimleri veriyoruz. 7. sınıf öğrencilerinden başlayarak üniversitelilere kadar uzanan aralıktaki yaş grupları ile paylaşımda bulunmayı temel amaç edindik" dedi.
İŞLETMELERİN ORTALAMA YAŞI 11,5 YIL
Yönetim danışmanlığının sağlıklı gelişme için işletmenin yaşamı sürecinde verilen bir hizmet olduğunu anlatan Çirişoğlu, Türkiye'deki işletmelerin ortalama yaşam süresinin 11,5 yıl olduğunu söyledi. Bu sürenin daha yukarı çıkması için bilimsel yöntemlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Çirişoğlu, siyasal gelişmelerden kaynaklanan belirsizlikler ve ekonomik durgunluktan dolayı işletmelerin zor günler yaşadığını, bu süreçte birçok işletmenin danışmanlık hizmeti satın almaya başladığını kaydetti.
Haber: Referans Gazetesi
Bu haberi okumadan sakın laptop almayın
|
Yeni bir laptop alırken dikkat edilmesi gereken 10 şeyi araştırdık. Yeni bir laptop almayı düşünüyorsanız bu haberi mutlaka okuyun. |
|
Dizüstü bilgisayarlar günden güne daha da popüler hale geliyor. İster kişisel kullanım için, ister iş için olsun masaüstü bilgisayarların yerine tercih edenlerin sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Değişen teknoloji ve alışkanlıklar insanları mobil hayata daha çok yönlendiriyor. Buna karşın sadece bir dizüstü bilgisayar satın almak etkin bir şekilde mobil hayata sahip olmak anlamına da gelmiyor. Rekabetin de etkisiyle elektronik ürün satan pek çok mağaza düşük fiyatlar ve kampanyalarla kullanıcılara dizüstü satın alma şansı sunuyor. Ancak tam da bu noktada kullanıcılar adına dikkate alınması gereken bazı önemli noktalar söz konusu. Her düşük fiyatlı dizüstü, kaliteli donanıma sahip olmayabilir. İhtiyaçlarınızı karşılayabilecek yeni bir dizüstü almayı düşünüyorsanız sizler için derlediğimiz 10 temel kritere göz atmanızda fayda var. İşletim sistemi: Piyasada satılan pek çok bilgisayar ön yüklemeli işletim sistemleriyle geliyor. Bunların çoğunda da Microsoft'un Windows XP Home ve Vista Home Basic sürümleri yer alıyor. İlk başta bu bir problem olarak görülmeyebilir. Hatta fiyat açısından uygun da gelebilir. Eğer ofis programları kullanıp internette dolanmaya ve sadece e-posta alıp göndermeye niyetliyseniz neden daha pahalı olan sürümlere para ödeyesiniz ki? Fakat şu da var ki pek çok şirket veya kullanıcı Microsoft'un daha donanımlı işletim sistemlerine (üst sürümlere) gerçekten ihtiyaç duyuyor olabilir. Bunun adına ister geniş kapsamlı bir ağ, isterseniz de daha yoğun kullanılacak multimedya uygulamaları deyin, her şekilde üst sürümler sizin kullanım alanınıza göre çeşitli artı yönlere sahipler. Dolayısıyla önce dizüstü bilgisayarınızla ne yapmak istediğinize karar vermekle işe başlamalısınız. Ardından bu ihtiyaçlarınızı karşılayacak bir işletim sistemi seçmelisiniz. İşlemci seçimi: Intel'in Core 2 Duo veya AMD'nin Phenom X4 işlemcileri ihtiyaçlarınızı fazlasıyla karşılayabilecek seviyelerde. İşlem gücünün yanında daha az enerji tüketiyor olmaları da dizüstünün pil ömrünü uzatacak bir etken. Ayrıca Pentium seviyesindeki işlemcilere oranla daha az ısındıkları da bir gerçek. 2.0 GHz ve üzeri bir işlemci yüksek ihtimalle birkaç yıllık ihtiyaçlarınızı karşılamaya yetecektir. Ne kadar RAM yeterli?: Piyasada Vista'ya uygun diye raflarda yer alan dizüstü bilgisayarların çoğu yine fiyat kaygılarıyla 1 GB'lık belleğe sahip olacak şekilde satışa sunuluyor. Aslında 1 GB hafıza tüm Windows XP sürümleriyle gayet iyi performans gösterecektir. Hatta Vista'da da uzun soluklu kullanılabilir. Ancak Vista'yı performanslı ve layıkıyla kullanmak için yeterli sayılmaz. Eğer bilgisayarınızda birden fazla uygulamayı aynı anda çalıştırıyorsanız (mesela Photoshop, Flash ve Dreamweaver gibi) tavsiyemiz en az 2 GB hafızaya sahip bir modele yönelmeniz yönünde olacaktır. Çoğu kullanıcı kendisini ileri düzey (power user) olarak görmeyebilir ve daha az hafızayı yeterli bulabilir. Ancak internette e-postalarını kontrol ettiği sırada ofis belgeleriyle çalışan ve aynı zamanda müzik dinleyen birisi için standart kullanıcı profilinde diyebiliriz. Hatta bu "ortalama" kullanıcı, dijital fotoğraflarını bir grafik programında düzenleyip bilgisayarında oyun oynuyor da olabilir. Tüm bu işlemler için yine tavsiyemiz en az 2 GB hafıza olacaktır. Ekran kartını seçerken: Görüntü performansı dizüstü bilgisayarlarının adı kötüye çıkmış en belalı özelliğidir. Gittikçe ucuzlayan fiyatları sayesinde 500$ seviyesine de dizüstü bulmak mümkün. Ve maalesef fiyat olarak çok avantajlı görünseler de bu modeller çoğu zaman görüntü kaliteleri açısından pek tatmin edici sayılmazlar. Özellikle Vista ile birlikte işletim sistemi, ekran kartının sistem kaynaklarını daha da zorlayan uygulamalar içermeye başladı. Aero arayüzü, Flip 3D teknolojisi veya yarı saydam pencereleri buna örnek verebiliriz. XP'de ise yine üç boyutlu mühendislik gerektiren uygulamalar ve özellikle de oyun bilgisayarlarında kaliteli ekran kartlarına ihtiyaç duyuluyor. Seçiminizi yaparken ekran kartınızın da en az 256 MB hafızaya sahip olmasına dikkat edin. Video uygulamaları, oyunlar veya üç boyutlu grafiklerle işiniz varsa tercihiniz 512 MB seviyelerinde olmalı. Port sayısı önemli: Çoğu kullanıcı yeni dizüstü bilgisayarlarda pek çok USB, VGA, DVI, seri ve paralel portlar olduğunu düşünür. Ancak bu düşünceye sahip olan bir kullanıcı eğer kontrol etmeden ürün seçimine giderse nurtopu gibi acı bir tecrübeye de sahip olabilir. Fiyatları düşürmek adına üreticiler dizüstü bilgisayarlarda çok çeşitli sayılarda port sunabiliyorlar. Sadece tek bir USB portunun yer aldığı bir dizüstü işinize yarar mıydı? Öyleyse dikkat etmekte fayda var. Özellikle bütçeye uygun, düşük fiyatlı dizüstü bilgisayarlarda karşılaşabileceğiniz bu durumlarda modelin teknik özelliklerini inceleyerek kaç porta sahip olduğunu kontrol edin. Dizüstünü televizyona bağlayacak mısınız? Veya bilgisayara USB portu üzerinden birkaç aygıt bağlayacak mısınız? Dijital kameranızın hafıza kartını doğrudan bilgisayara yerleştirmek ister miydiniz? Tüm bu soruların cevabı evet ise yapmanız gereken şey de bilgisayarın özelliklerini kontrol etmek olmalı. Kaç inç ekran boyu olmalı?: Şöyle güzelinden geniş ekran 17 inçlik bir dizüstü cazip görünüyor değil mi? Görsel alan olarak tatmin edici gelse de bu sizin için fazlasıyla büyük bir ekran boyu olabilir. Dizüstü bilgisayarı ne şekilde kullanacağınızı bir düşünün. Yolculukta, uçakta, trende, iş görüşmesine giderken, yanınızda olmasını istediğiniz herhangi bir anda, belki bir kafe belki benzeri başka bir yerde... Her şekilde elinizde koca bir çanta ve 2-3 kg ağırlığında bir yükle dolaşıyor olacaksınız. Eğer sürekli hareket halindeyseniz ortalama değer olarak 12 inçlik ekrana sahip bir dizüstünü yanınızda taşımak hem ölçüleri hem de ağırlığı açısından daha rahat olacaktır. Aynı zamanda bilgisayarı koyacağınız masada veya kucağınızda kaplayacağı alanı da hesaba katarsanız daha mantıklı bir seçim olacağını göreceksiniz. Yok ben hareket etmiyorum, masaüstü bilgisayarımın yerine sabit kalacak iyi bir dizüstü arıyorum derseniz o zaman daha yüksek inç değerlerine çıkmanız tabii ki en mantıklısı. Masaüstü kullanımına yönelik bir diğer seçenek de geniş ekran bir monitör alıp küçük inç ekrana sahip olan dizüstünüzü bu ekrana bağlamak olabilir. Kaç inç bir ekrana sahip olacağınızı belirlerken tabii ki bu ekranın desteklediği çözünürlük değerini de dikkate alarak bir karar vermeniz gerekir. Aynı inç değere sahip daha düşük bir çözünürlük almamak için ürünler arası karşılaştırmalarda bu kriteri de göz ardı etmeyin. Ekran kalitesini test edin: Her ne kadar son dönemde dizüstü bilgisayarların ekran kalitesi gittikçe arttıysa da halen en önemli seçim kriterlerinden birisi diyebiliriz. Farklı açılardan bakıldığında fazla parlayan veya renkleri düzgün göstermeyen bir ekran almayı kimse istemez. Donanım olarak sizi tatmin edecek ve fiyatını kabulleneceğiniz bir ürünün kötü bir görüntü sunacak olması da hoş karşılanmayacaktır. Bu nedenle ekran parlaklığı, netlik ve renk kalitesini görmek açısından alacağınız ürünü doğrudan görerek test etmeniz en faydalı yoldur. Yapmanız gereken şey ise basit. Farklı ışık seviyelerinde ve farklı açılardan ürünün görüntü kalitesini çıplak gözle görün. Belirli oranda bir parlama mutlaka olacaktır. Ancak bunun tamamen beyaz ve hiç görülmeyen bir ekran kıvamında olmaması gerekir. Ekranın parlaklık ayarını en düşük ve en yüksek seviyelere getirerek yeterli (gözü tatmin edecek parlaklıkta) olup olmadığına da dikkat edin. Kablosuz iletişim özellikleri: Yeni bir dizüstü bilgisayarda tümleşik kablosuz internet bağlantısı imkanı (802.11g/n adaptörü) artık neredeyse bir kural haline geldi. Ama tabii ki her dizüstünde bu olacak diye sabit bir kanun yok. İnanılması güç gelse de piyasada kablosuz internet erişimine imkan tanımayan modellerle karşılaşmak mümkün. Kafede otururken ücretsiz internetin keyfini sürmeyi hayal ediyorsanız çok basit gibi görünse bile bu kritere dikkat etmenizde fayda var. Ürünün teknik özelliklerinde bu bilgiler Wireless 802.11a/b/g/n tarzında ifadelerle yazılı olmalı. Bir diğer nokta da Bluetooth teknolojisinin desteklenip desteklenmediği. Kızılötesi bağlantı belki seçimlik olarak kabul edilebilir. Ama eğer piyasada çok yaygın olarak rastlayacağımız telefon veya Bluetooth destekli bir diğer mobil cihazınızdan dizüstüne bağlantı sağlamak istiyorsanız gözünüzü de açık tutun. En çok cep telefonlarıyla iletişimde rastlanan bu özelliği kablosuz fare ile de kullanmanız olası. Hands-free imkanı sağlayan cihazlar da unutulmamalı. Tüm bunlar için bilgisayarınızın Bluetooth destekliyor olması şart. Trackpoint touch pad / track pad: Fare yerine kullanılan bu alan her yeni dizüstünde yer alır. Bazı modeller sadece basit hareket işlemlerini sağlarken bazılarında touch pad kısmına ek olarak genellikle G ve H tuşları arasında yer alan bir pointer da (trackpoint) bulunmaktadır. Bunu klavyenin arasına yerleştirilmiş ufak bir farecik diye tanımlayabiliriz. Önemli olan şey ise bunun var olup olmamasından çok size kullanım kolaylığı sağlayıp sağlamayacağı. Eğer fare kullanmayacaksanız dizüstü bilgisayarınızda en sık kullanacağınız bölüm de touch / track pad olacaktır. Bu alanın sağ kısmı kaydırma çubuğu görevini görürken geniş alanı ise parmak hareketlerinizi takip etmek suretiyle fare görevi görür. Bazı modeller iki ayrı pad alanına da sahip olabilir. Bu bölümdeki malzemenin kalitesi (plastik mi, yoksa metalik mi olduğu) ve hassasiyeti de yine deneyerek tecrübe edinilmesi gereken kısımlardandır. Eğer bu alan yerine fare kullanmayı tercih edecekseniz yazı yazarken kazara imleçi farklı bir yere taşımamak ya da tıklamış olmamak için, alanın fare fonksiyonunu iptal eden tuş veya özelliğin dizüstü bilgisayarınızda yer almasına da dikkat edin. Pil ömrü: Bir dizüstünde en can alıcı nokta sunduğu pil ömrü süresidir. Donanım olarak beğendiğiniz bir dizüstünün size yeterli gelecek pil ömrüne sahip olmaması durumunda belki de onu ikinci bir pil ile desteklemek daha doğru olacaktır. Çoğu kullanıcıya birden fazla batarya taşımak gereksiz ve güç gelebilir. Ancak kullanım amacınızın önem derecesine göre bu da bir ihtiyaç olabilir. Daha büyük boydaki pillerin daha uzun sürede tükendiği bir gerçek. Dizüstü bilgisayarlar bugünlerde standart olarak genellikle 6 hücreli bataryalarla geliyor. Mümkünse 12 hücreli olanları tercih edecek olmanız çalışmak için daha uzun süre kazanacağınız anlamına gelecektir. Tabii ki bataryanın büyük olması da estetik açıdan biraz daha fark yaratacaktır. Ama fonksiyonellik mi, estetik ve uygun fiyat mı derseniz, o konuda seçim size kalmış. Hürriyet |
Üniversite öğrencisi denizde boğuldu
Bursa’nın Gemlik ilçesinde, Uludağ
Üniversitesi (UÜ) öğrencisi olduğu öğrenilen genç, denizde boğuldu.
Alınan bilgiye göre, Bursa’dan arkadaşlarıyla birlikte Gemlik’e gelen
Veli Dalkıran (21), Kumsaz mevkisinde denize girdi. Bu sırada sahildeki
eşyalarını toparlayan arkadaşları, Dalkıran’ın denizde kaybolduğunu
farketti.
Arkadaşlarının haber vermesi üzerine olay yerine gelen sahil güvenlik
ekipleri, gencin cesedini buldu.
UÜ öğrencisi olduğu öğrenilen Dalkıran’ın cesedi, Gemlik Devlet
Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.
Msn
BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU
Bu arada, dikkat! Yazıyı okur okumaz bilinçsizce ormana gitmeyin; işi bilen, mantarları tanıyan birini bulun. Bir hata hayatınıza mal olabilir.
Jilber Barutçiyan bugüne kadar Avrupa, Küba, Hint Okyanusu ve Mısır’da mantarları incelemiş. Ancak Türkiye’de rastladığı türleri hiçbir yerde görmediğini söylüyor...
Geçtiğimiz günlerde Erzincan’ın Kemah ilçesine bağlı Kerer köyünde bulunan dört kiloluk dev mantar, aslında hakkında pek bir şey bilmediğimiz mantar konusunu gündeme getirdi. Milliyet Cafe, görüşünü almak için Jilber Barutçiyan‘la (46) Belgrad Ormanı’nda buluştu.
Barutçiyan, Türkiye’deki tek mikolog yani mantar uzmanı. Uzun yıllar İsviçre’de yaşamış, mantar araştırmalarına 23 yılını vermiş. Türkiye’de kilosu 3 bin avro civarında olan dünyanın en değerli mantarlarından yetiştiğini söyleyen Barutçiyan’a, “Peki nerede yetişiyor bu 3 bin avroluk mantar?” diye soruyoruz. “İşte şu yanındaki ağacın altında” diyor ve önemli bir konuya daha değiniyor: “Biz ayrıca Belgrad Ormanı’ndan İtalya’ya giden mantarlarımızı iki katına tekrar İtalya’dan satın alarak ‘Porcini’ diye de yiyoruz.”
Erzincan’da bulunan 4 kiloluk mantar sizi şaşırttı mı?
Hayır. Langamelia giganteus isimli bu mantarın dünya rekoru 45 kilo çünkü.
Türkiye’de gerçekten tek misiniz?
Bildiğim kadarıyla evet. Tarım Bakanlığı’ndaki arkadaşların bile mikolog olmak için uzun yıllar çalışmalılar. Türkiye’de sadece kültür mantarı yetiştiren insanlar var.
Mantar merakınız nasıl başladı?
Doğa merakıyla. Arkeoloji okuyup İsviçre’ye gittim. Orada mantar toplamak spor gibi bir şey. 20 yıl sonra hobimi bilimselliğe dönüştürmek istedim. Dünyada mantarcılık konusunda eğitim veren hiçbir üniversite yok. Bu konuda tek diplomayı İsviçre Sağlık Bakanlığı veriyor. Bunu aldım. Türkiye maalesef bu konuyla ilgilenmiyor. Oysa ülkemizde 10 bin çeşidin üzerinde mantar var. Çoğunun ekonomik değeri de yüksek.
Ne oluyor bu değerli mantarlar?
Ormanlarda çürüyor. Oysa ayaklar altında ezilen pek çok mantarın kilosu 100-200 avro değerinde. Yeraltında yetişenlerin kilosu ise 1000-3 bin avro civarında.
Avrupa’ya satmıyor muyuz bunları?
Türkiye değerli mantarlardan bir-iki çeşit yolluyor Avrupa’ya. Oysa binlerce var.
Restoranlarımız faydalanmıyor mu bu mantarlardan?
Türkiye’den İtalya’ya giden mantarlarımızı tekrar Türkiye’ye iki katı fiyatla ithal ediyorlar maalesef. Yani mantarlarımızı İtalya’dan satın alıyoruz. “İtalya’dan porcini getirdik” diyerek insanlara bir tabağı 40 YTL’ye yediriyorlar.
Mantar konusunda köylülere danışılıyor. Bu doğru bir tavır mı?
“Köylüler bilir” deniyor ama pazarlarda öldürücü mantarlar bile satılıyor. Kültür mantarı da bayatsa zehirler. Bu bayat balık yemeye benzer.
Mantarın yedikten dört ay sonra da zehirleyebileceği doğru mu?
Evet. Mantarın zehirlemesi bir haftayla dört-beş ay içinde gerçekleşebilir. Yedikten 15-20 gün sonra başlar belirtiler.
Bir mantar yemeğini ertesi güne bırakmayıp o gün mü yemeli?
Pişmiş yemeği bir-iki gün buzdolabında saklayabilirsiniz. Ancak çiğ mantar araba bagajı, naylon torba, sıcak hava gibi ortamlarda hemen bozulur, zehirli hale döner. Marketten alırken son kullanma tarihine bakmalısınız. Diri ve buruşmamış olmalı.
“Orman benim laboratuarım”
Ormandan hiç çıkmıyorsunuz...
Evet. Belgrad Ormanı benim laboratuarım. Her sabah saat 8’de buradayım. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fransız Kültür Merkezi ve Saint Pulcherie Lisesi’nde kurslar düzenledim. Ayrıca “Türkiye’nin Mantarları” diye bir kitap yazdım. Bu konuda Türkiye’de hiç kitap yok. Yayımlanması için sponsor arıyorum.
Evde bol mantar yiyor musunuz?
Evet, en sevdiğim mantar “Amanita caesarea”. “Yumurta mantarı” da deniyor. Avrupa’da kilosu 100 avro. Belgrad Ormanı’nda bunlardan sepet sepet var. Bu orman milyon dolarlar değerinde.
Doğru bildiğimiz yanlışlar
Mantar öldürmediyse zehirli değildir diye bir şey yok. Öldürücü olan her mantar zehirlidir ama her zehirli mantar öldürücü değildir.
Her zehirli mantarı pişirince zehri gitmez.
Mantarın sütü aksa da zehirli olabilir.
“Beyaz mantarlar zehirli değildir” inancı yanlış.
İlkbaharda zehirli mantar olmaz diye bir şey yok.
Kimisi “Pişirirken suyun içine gümüş kaşık koyun, kararırsa iyidir, kararmazsa mantar kötüdür” der. Oysa öldürücü mantarı pişirirsiniz, gümüş kaşığa hiçbir şey olmaz.
“Böcek ya da hayvanlar yerse biz de yiyebiliriz” denir. Yanlış. Sincaplar ve böcekleri zehirli mantarlar etkilemez.
Kültür mantarı zehirlemez diye bir şey yok. Eğer bayatsa diğer gıdalar gibi zehirler.
Zehirli mantar hemen öldürmeyebilir. Böbrek yetmezliğine yol açarak beş ay sonra öldürebilir.
Öldürücü bir mantara dokunmak zararlı değildir.
H2
Şu 5 Yiyecek Ağız Kokusunu Gideriyor!
Genelde sarımsak ve soğan yediğiniz zaman nefesiniz toksik bir hale dönüşür. Balıklar ve bazı peynirler de aynı etkiyi yapabilir. Devamlı açık havada, ağzınızı açık bir şekilde havalandırmaktan başka yapabilecekleriniz de var. Bazı kokular 24 saat boyunca kanınızda kalabilir, böylece sadece dişlerinizi fırçalamak tek başına işe yaramaz. Bu noktada nefesinizi tazelemeye yardımcı olacak yiyecekler tüketmeniz akıllıca olacaktır. Peki neler yiyebiliriz?
Limon: Bir limonu ortadan ikiye ayırıp emebilirsiniz. Eğer bunu yapmak istemediğiniz bir ortamdaysanız, bir sodanın içine dilimlerini atabilir. Sodanız bitince limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Daha da pratik olması için, limon aromalı şekerlerden tüketebilirsiniz. Aynı zamanda en pratik taşıma şekli şekerlerdedir.
Maydanoz: En sevdiğiniz makarna sosunda bulunan veya kebap yerken tükettiğiniz soğanları düşünün. Yanlarında tabağa konan maydanoz sadece göz zevkinize daha renkli bir hizmet yapmaktan da öte, aynı zamanda nefesinizi tazelemek için oradadır. Maydanozun nefesi tazeleme özelliği bulunur. Bunun yanında taze olmak kaydıyla, biberiye de etkili olabilir.
Elma ve aynı tazelikte olan armut, havuç ve turp da nefes tazelemekte ve temizlemekte etkilidir. İçerdikleri gıda lifi sayesinde tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta tatlı bir tat bırakırlar. Eğer ağız kokusunu daha egzotik bir tatla çözmek istiyorsanız size önerebilecek bazı bahartlarımız var. Bugün hemen her marketin baharat bölümünde anason, kakule, kişniş, rezene bulabilirsiniz. Küçük kaplara doldurup masada yerlerini hazır edin. Tuz ve kırmızı biber gibi onların da her sofranızda yerleri olsun. Küçük miktarda tükeceğiniz bu baharatlar sayesinde yemek sonrası kahveniz bile ağzınızda daha sonra kötü bir tad bırakamayacak.
Nane Filizleri: Bu iki önerimiz de, sarımsak ve soğan kokularına karşı birebir etkildir. Fakt bunun yanında, tarçın kabuklarında bulunan özel bir yağ, ağızda bulunan bir tür bakteriyi yok eder. Tarçın veya nane aromalı sakız da benzer etkiye sahiptir. İçeriğinde xylitol bileşkeni olan sakızlar çürüklerini önlemeye yardımcı olur.
Yoğurt: Eğer gün boyunca yağlı ve kötü kokabilecek besinler tükettiyseniz lezzetli bir alternatifiniz var. Günde bir veya iki kere yiyeceğiniz yarım kap yoğurt ağız içerisindeki hidrojen sulfüt kokusunu yok etmeye yardımcı olur. Genelde ağzımızın içini çürük yumurta gibi kokutan da işte hidrojen sülfüttür. Yoğurdunuzu C vitamini açısından yüksek meyvelerle tatlandırabilirsiniz.
kaynak: haber


