| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
BU BLOGU ARKADAŞLARINIZA TAVSİYE EDİP BİZE KATKIDA BULUNMUŞ OLACAĞINIZI UNUTMAYIN LÜTFEN !!! İLĞİNİZE TEŞEKKÜRLER

yardimci

9 "hayat" etiketi kullanan gönderi "hayat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Hayat

Bilindiği üzere hayat her geçen gün acımasızca insanlığı tehdit etmeye devam ediyor .

Her geçen gün geçim sıkıntısı artarak ilerliyor zenğin olan daha fazla zenğinleşirken yoksul olan halk o kadar yoksullaşmaya devam ediyor .

Bu neden kaynaklanıyor ?

kim cevap verecek  ?

kim düzeltebilecek bilemiyoruz fakat birşeyler yapılması lazım görüyoruz bir taraf'ta her geçen gün yapılan konutlar

bir taraf'ta yapılan fabrikalar  diğer taraf'ta daha da yoksullacan halk var .

Bence bu sorunlar bizlerin hakkımıza sahip çıkmadığımızdan kaynaklanıyor .

Büyüklerimiz anlatırlardı  bizim zamanımızda yoksulluk vardı fakat paramız değerliydi şimdi paranın adı var tadı kaçmış hal böyle olunca herkes geçim sıkıntısı iplemiş çekiyor .

Biz sorunları ertelediğimiz sürece bu sorunlar çığ gibi üstümüze gelmeye devam edecek .

Etrafımıza dönüp bir bakalım ne oluyor kim kendi hakkını arayabiliyor ?

Zenğin olan fakir olan bugün ne yapsamda evime bir ekmek parası getir'semin hesabını yapıyor .Bu kimin işine geliyor  ?

Tabiki iş verenlerin  öyleki bir de gerçekten bu işin çılkını çıkaran yerler varki  bunlar ( minare'yi çalan kılıfını hazırlar hesabı ) kılıf hazırlama ihtiyacı da duymuyor .

Bakıyorlar zaten devlet amcanın işi boyunu açmış fırsat bu fırsat deyip önlerine ne gelir se büyük bir iştahla sebetlerini doldurmanın hesabını yapıyorlar ?

Ne olacak bizim veya gelecek neslimizin hali hiç düşünmeden yollarına devam ediyorlar Allah yardımcımız olsun .

Kendi haklarını aramaya sıra geldiğinde tutanakları şu maddenin şu bendi şu fıkrası deyip önüne getiriyorlar ,

sıra sana geldiğinde ise senin yapman gereken boyun eğip başka bir arzunuz varmı demek'den başka birşey kalmıyor neden ?

Çünkü bu zaman'a gelene kadar her kez susmuş konuşanlarıda herhangi bir şekilde tabiri caizse devlet amca diyorumda bana kimse kızmasın

 eskiden devlet baba derlerdi ben şimdi amca dememin sebebi  şu : Senin bir derdinmi var  sıraya geç bekle ordaki memur olsun veya herkim'se

keyfi gelecekte seninle ilğilencek senin hakların vardı hani nerde gidiyorsun seninle doğru düzgün ilğilenen yok bir soru soracaksın bakarsın

 bakarsın sana ne istiyorsun kimsin  diye soran yok sonra sen derdini anlatacaksında sonra sana bir kayıt numarası verecek .

Bu ne bu kayıt numarası bulunduğun talep le ilğili olarak hazırlanan dilekce veye evrakların numarası .

Bu ne olacak eğer sorununla 5,6 ay içinde ilğilenilmemişse bu numarayla takip edebilirsin ,

Ne beş altı ay sonramı !  Şimdi size soruyorum sen bir talep veya şikayette bulunuyorsun senin sorununla 5 ,6 ay sonra cevap gelmesini

 bekleyeceksin ,iyi güzelde nereye kadar 5 ,6 ay sonra ne olacak  yok yok bu işler böyle olmaması lazım .

Yarınlara biz böyle nasıl sağlıklı bir şekilde bakabiliriz ?

BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU

BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU
 
Mantar uzmanı Jilber Barutçiyan’a göre Türkiye mantar cenneti. Ama kilosu 100 avrodan başlayan, çok lezzetli mantarlar ormanlarda çürümeye terk ediliyor.
 

Bu arada, dikkat! Yazıyı okur okumaz bilinçsizce ormana gitmeyin; işi bilen, mantarları tanıyan birini bulun. Bir hata hayatınıza mal olabilir.

Jilber Barutçiyan bugüne kadar Avrupa, Küba, Hint Okyanusu ve Mısır’da mantarları incelemiş. Ancak Türkiye’de rastladığı türleri hiçbir yerde görmediğini söylüyor...

Geçtiğimiz günlerde Erzincan’ın Kemah ilçesine bağlı Kerer köyünde bulunan dört kiloluk dev mantar, aslında hakkında pek bir şey bilmediğimiz mantar konusunu gündeme getirdi. Milliyet Cafe, görüşünü almak için Jilber Barutçiyan‘la (46) Belgrad Ormanı’nda buluştu.

Barutçiyan, Türkiye’deki tek mikolog yani mantar uzmanı. Uzun yıllar İsviçre’de yaşamış, mantar araştırmalarına 23 yılını vermiş. Türkiye’de kilosu 3 bin avro civarında olan dünyanın en değerli mantarlarından yetiştiğini söyleyen Barutçiyan’a, “Peki nerede yetişiyor bu 3 bin avroluk mantar?” diye soruyoruz. “İşte şu yanındaki ağacın altında” diyor ve önemli bir konuya daha değiniyor: “Biz ayrıca Belgrad Ormanı’ndan İtalya’ya giden mantarlarımızı iki katına tekrar İtalya’dan satın alarak ‘Porcini’ diye de yiyoruz.”

Erzincan’da bulunan 4 kiloluk mantar sizi şaşırttı mı?
Hayır. Langamelia giganteus isimli bu mantarın dünya rekoru 45 kilo çünkü.

Türkiye’de gerçekten tek misiniz?
Bildiğim kadarıyla evet. Tarım Bakanlığı’ndaki arkadaşların bile mikolog olmak için uzun yıllar çalışmalılar. Türkiye’de sadece kültür mantarı yetiştiren insanlar var.

Mantar merakınız nasıl başladı?
Doğa merakıyla. Arkeoloji okuyup İsviçre’ye gittim. Orada mantar toplamak spor gibi bir şey. 20 yıl sonra hobimi bilimselliğe dönüştürmek istedim. Dünyada mantarcılık konusunda eğitim veren hiçbir üniversite yok. Bu konuda tek diplomayı İsviçre Sağlık Bakanlığı veriyor. Bunu aldım. Türkiye maalesef bu konuyla ilgilenmiyor. Oysa ülkemizde 10 bin çeşidin üzerinde mantar var. Çoğunun ekonomik değeri de yüksek.

Ne oluyor bu değerli mantarlar?
Ormanlarda çürüyor. Oysa ayaklar altında ezilen pek çok mantarın kilosu 100-200 avro değerinde. Yeraltında yetişenlerin kilosu ise 1000-3 bin avro civarında.

Avrupa’ya satmıyor muyuz bunları?
Türkiye değerli mantarlardan bir-iki çeşit yolluyor Avrupa’ya. Oysa binlerce var.

Restoranlarımız faydalanmıyor mu bu mantarlardan?
Türkiye’den İtalya’ya giden mantarlarımızı tekrar Türkiye’ye iki katı fiyatla ithal ediyorlar maalesef. Yani mantarlarımızı İtalya’dan satın alıyoruz. “İtalya’dan porcini getirdik” diyerek insanlara bir tabağı 40 YTL’ye yediriyorlar.

Mantar konusunda köylülere danışılıyor. Bu doğru bir tavır mı?
“Köylüler bilir” deniyor ama pazarlarda öldürücü mantarlar bile satılıyor. Kültür mantarı da bayatsa zehirler. Bu bayat balık yemeye benzer.

Mantarın yedikten dört ay sonra da zehirleyebileceği doğru mu?
Evet. Mantarın zehirlemesi bir haftayla dört-beş ay içinde gerçekleşebilir. Yedikten 15-20 gün sonra başlar belirtiler.

Bir mantar yemeğini ertesi güne bırakmayıp o gün mü yemeli?
Pişmiş yemeği bir-iki gün buzdolabında saklayabilirsiniz. Ancak çiğ mantar araba bagajı, naylon torba, sıcak hava gibi ortamlarda hemen bozulur, zehirli hale döner. Marketten alırken son kullanma tarihine bakmalısınız. Diri ve buruşmamış olmalı.

“Orman benim laboratuarım”

Ormandan hiç çıkmıyorsunuz...
Evet. Belgrad Ormanı benim laboratuarım. Her sabah saat 8’de buradayım. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fransız Kültür Merkezi ve Saint Pulcherie Lisesi’nde kurslar düzenledim. Ayrıca “Türkiye’nin Mantarları” diye bir kitap yazdım. Bu konuda Türkiye’de hiç kitap yok. Yayımlanması için sponsor arıyorum.

Evde bol mantar yiyor musunuz?
Evet, en sevdiğim mantar “Amanita caesarea”. “Yumurta mantarı” da deniyor. Avrupa’da kilosu 100 avro. Belgrad Ormanı’nda bunlardan sepet sepet var. Bu orman milyon dolarlar değerinde.

Doğru bildiğimiz yanlışlar

Mantar öldürmediyse zehirli değildir diye bir şey yok. Öldürücü olan her mantar zehirlidir ama her zehirli mantar öldürücü değildir.
Her zehirli mantarı pişirince zehri gitmez.
Mantarın sütü aksa da zehirli olabilir.
“Beyaz mantarlar zehirli değildir” inancı yanlış.
İlkbaharda zehirli mantar olmaz diye bir şey yok.
Kimisi “Pişirirken suyun içine gümüş kaşık koyun, kararırsa iyidir, kararmazsa mantar kötüdür” der. Oysa öldürücü mantarı pişirirsiniz, gümüş kaşığa hiçbir şey olmaz.
“Böcek ya da hayvanlar yerse biz de yiyebiliriz” denir. Yanlış. Sincaplar ve böcekleri zehirli mantarlar etkilemez.
Kültür mantarı zehirlemez diye bir şey yok. Eğer bayatsa diğer gıdalar gibi zehirler.
Zehirli mantar hemen öldürmeyebilir. Böbrek yetmezliğine yol açarak beş ay sonra öldürebilir.
Öldürücü bir mantara dokunmak zararlı değildir.

H2

Eğitime destek

Eğitime destek mi lazım ! Nasıl olacak o iş bizim insanlarımızla .Yanlış anlamayın şimdi size bahsadeceğim konuyu iyi anlamanızı istiyorum

Merkezimiz Yakın Gelecekte Tüp Bebek ve Genetik Laboratuarlarına Özel Uluslararası Akreditasyon Sistemine Geçiyor

 

Hastalarına uluslararası kalite standartlarıyla hizmet verme anlayışında Türkiye’de öncü olan Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz yine Türkiye’de bir ilkin öncülüğünü yapmanın haklı gururunu yaşıyor. Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz yakın gelecekte Tüp Bebek ve Genetik laboratuarlarına özel uluslararası akreditasyon sistemine geçiyor.

Memorial Hastanesi, ilk hasta kabulünden itibaren başlatmış olduğu kalite politikası doğrultusunda, 2000 yılında ISO 9001:2000 ve 2002 yılında ise Türkiye’de ilk, dünyada 21. hastane olarak JCI (Joint Commision International) Akreditasyon belgelerini aldı.

Bu belgelere ilaveten Tüp Bebek ve Genetik Merkezimiz daha detaylı ve kontrol sistemleri ile hastalarımıza çok daha kaliteli hizmet verebilmek için uluslararası yeni bir akreditasyon sistemine geçmek üzere çalışmaları başlamıştır. Bu nedenle, dünyada Tüp Bebek ve Genetik Laboratuar akreditasyonlarında önce çıkan ismi, Nottingham Üniversitesi Tüp Bebek ve Araştırma Merkezi Kalite Kontrol Yöneticisi Cecilia Sjöblom’u misafir etti ve 2 gün süren yoğun eğitim programına geçti.

 

Bu program sonucunda ilk adımlarımızı attığımız akreditasyon sistemini ve Türkiye’de yine bir ilkin öncülüğünü yapmanın mutluluğunu siz hastalarımızla paylaşmak isteriz.

Kaynak:tüpbebek

 

 

 

 

 

 

 

 

Monet'in "Nilüferli" tablosu 41 milyon sterline satıldı

Claude Monet’nin nilüfer serisinden "Le

Bassin aux Nympheas" adlı ünlü tablosu, yeni rekor kırarak yaklaşık 41

milyon sterline satıldı.

Christie’s Müzayede salonunun empresyonist ve modern sanatlar bölümü

başkanı Olivier Camu, tablonun adı açıklanmayan bir alıcıya satıldığını

söyledi.

18 milyon sterlin ile 24 milyon sterlin arasında bir gelir getirmesi

beklenen tablonun 44.921.250 milyon sterline (80.451.178 milyon dolar)

satılması dikkat çekti.

Monet’nin daha önce rekor kıran bir başka tablosu, Mayıs ayında 41,5

milyon dolara satılmıştı.

Müzayede de, ayrıca Fransız empresyonist Edgar Degas’nın bir tablosu da,

13,5 milyon sterline (26,5 milyon dolar) alıcı buldu.

Şimdi bu reklama ne demeli size soruyorum .

Bu dünyanın çivisi çıkmış ya bir taraf ta aç sefil  hastalıkla uğraşan insanlar bir tafar ta böyle  benim YTL ye çeviremediğim bir rakamı

bir toblo ya verebilen insanlar ben zenğinim sen neyin zenğinisin ya sen böyle tablo alarak zenğinliğini göstern bir insan'san tamam bizim halimiz

Zenğinin her kazandığı kuruş ta o yerin fakirlerinin hakkı var bilen için diyorum tabi siz kim fakire fukaraya yardım etmek kim neyse bugünün

yarınıda var umarım yarın sizlere yardım edecek birilerini bulabilirsiniz ...

146 bin'e varım dedi, karlı çıktı

'Var mısın, yok musun'da dün akşam Ünsal Babayiğit yarıştı. Son tura 500 YTL ve 500 bin YTL ile giren Ünsal, riske girmeyerek Hamdi Bey'in 146 bin YTL'lik teklifini kabul etti.

İlk başlarda üst üste kırmızılar açtığı için morali bir hayli bozulan Ünsal, son tura 500 YTL'lik mavi ile 500 bin YTL'lik büyük ödülü bıraktı.

Almanya doğumlu Ünsal Babayiğit, yarışmaya 500 bin YTL'lerden birini açtırarak başladı. Kutu numarasındadn son derece memnuniyetsiz olan yarışmacı büyük bir heyecan yaşadı.

 Önünde duran 7 numaralı kutuyu açıp açmamakta kararsız kalan Ünsal, Hamdi Bey'in 146 bin YTL'lik teklifini kabul etti.

Ünsal, 500 YTL'lik mavi değil de 30-40 bin YTL'lik teselli bir kırmızı olsaydı sonuna kadar devam edebileceğini, ancak mevcut durumda 146 bin YTL'yi riske atamayacağını söyledi. Acun Ilıcalı, Ünsal Babayiğit'in önünde duran 7 numaralı kutuya yöneldiğinde herkes büyük bir heyecan içerisindeydi. Acaba Ünsal, 500 bin YTL'ye mi 'Yokum' demişti. Acun, kutuyu açtığında Ünsal'ın riske girmeyerek ne kadar doğru bir karar aldığı ortaya çıktı. Şayet Ünsal Babayiğit, Hamdi Bey'in teklifini reddedip kutusunu açtırsaydı sadece 500 YTL ile ayrılacaktı.

Ünsal'ın kazandığı 146 bin YTL stüdyodaki diğer yarışmacı adaylarını da çok memnun etti ve Ünsal'ı omuzlarına alarak başarısını kutladılar.

Ailesi de Almanya'da bulunan 31 yaşındaki Babayiğit İstanbul Üniversitesi'nde iletişim fakültesinde okuyor ve yönetmen olmak istiyor.

Kaynak:Milliyet

Mezuniyet eğlencesi dönüşünde

Mezuniyet eğlencesi dönüşünde feci kaza
Tekirdağ Üniversitesi'ni bitiren öğrenciler İstanbul'da mezuniyeti kutladı. Dönüşte 9 kişinin bindiği otomobil aşırı hızdan takla attı

Üniversiteli gençlerin teknede düzenledikleri mezuniyet balosu, dönüş yolunda kana bulandı. Balo bitiminde Çerkezköy'deki yurda dönmek isteyen 9 üniversitelinin bindiği otomobil, Hadımköy'de kontrolden çıkıp takla atınca 2 genç kız hayatını kaybetti. Kazada 7 genç ise yaralandı. Acı kaza dün gece 02.30 sıralarında İstanbul- Edirne Otoyolu Hadımköy Gişeler Sapağı'nda yaşandı: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Saray Meslek Yüksek Okulu'nu bu yıl bitiren öğrenciler pazar günü okulda düzenlenen törenle mezuniyet belgesi aldı. Pazartesi günü okul yöneticilerinin de katılımıyla Saray ilçesindeki bir restoranda mezuniyet kutlaması yapan öğrencilerden bir grup, önceki akşam da Çerkezköy Meslek Yüksekokulu'nu bitiren arkadaşlarıyla NİS adlı bir teknede balo düzenledi. Okullarından servisleriyle Beşiktaş Ortaköy'e gelen 23 kişilik grup, buradan saat 21.00'de tekneye binerek İstanbul Boğazı'na açıldı. Mezun olmanın sevincini yaşayan üniversiteliler, gecenin ilerleyen saatlerine kadar müzik eşliğinde gönüllerince eğlendi.

9 KİŞİ AYNI OTOMOBİLE BİNDİ
Saat 01.30 sıralarında son bulan partinin ardından tekrar Ortaköy'e yanaşan tekneden inen grup geri dönmek üzere yola çıktı. Bazıları geldikleri servislerle Çerkezköy'deki okullarına ait yurda dönmek için yola çıkarken 8 arkadaş, Cihan Ünal'ın kullandığı 34 VH 4643 plakalı otomobile adeta balık istifi gibi binerek eğlenceye devam etmek için Taksim'e gitti. Yaklaşık bir saat burada eğlenen arkadaşlar, daha sonra yine aynı şekilde Çerkezköy'e doğru yola çıktı.

HIZ FACİA GETİRDİ
Ancak 20 yaşındaki Ünal'ın kullandığı otomobil Hadımköy gişelere gelirken aşırı hız nedeniyle kontrolden çıktı. Önce yol kenarındaki yeşil alana giren, ardından bariyerlere çarpan otomobil art arda takla attı. Muhasebe ve ticaret bölümünden mezun olan öğrencilerden her ikisi de 20 yaşında olan Ayten Topuz ve Sündüz Kocabalta camdan fırlayarak yola düştü. Otomobil ise yaklaşık 150 metre ileride durabildi. Feci şekilde asfalta çakılan kızlardan Topuz olay yerinde can verdi. Kocabalta ise ağır yaralı olarak Dr. Sadi Konuk Bakırköy Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Ancak tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Sürücü Cihan Ünal (20) ile Nurcan Aktaş (23), Emre Kılıç (19), Merve Meriç (19), Ünal Demir (20), Hilal Kaba (21) ile ismi belirlenemeyen bir kişi ise kazayı hafif yaralı olarak atlattı. Şoka giren gençler, arkadaşlarının cesedinin başında sinir krizleri geçirdi.

Tıkanıp Kaldığında Hayat

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine 'gül', inleyen birine 'sus' dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı.

Küçük bir hayat

    Konu başlığı ilğinç bir hikayeden oluşuyor.İlk duyduğumda çok duyğulandım ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Daha henüz 7 yaşında ve

1.sınıf  öğrencisi bir kız çocuğu .Bu kız çocuğunun


beslenme çantası nasıl yani diyorsunuz ? Bu 7 yaşındaki kız çocuğu okul başladığından  bu yana beslenme çantası okula götürmemiş bir öğrenci.

Taki öğretmen bunun farkına varmasıyla ortaya çıkıyor . Öğretmen  öğrenciye kızım neden beslenme çantası getirmiyorsun diye sorunca kız çocuğu

ben açıkmadığım için annemden istemiyorum demiş , öğretmen bunun üzerine diğer arkadaşlarından birer ikişer birşeyler alıp kız çocuğuna vermiş

 ve bakmışki büyük bir iştahla ne verdiyse hepsini yiyip bitirmiş daha sonra bu böyle bir süre daha devam  etmiş ve bir gün öğretmen diğer

çocuklar oyun oynarken bu kız çocuğunu bir kenarda otururken görmüş yanına gidip tekrar neden beslenme çantası getirmediğini sormuş kız

çocuğu yine aynı cevabı vermiş annem veriyor ben istemiyorum .Kızım bana anlatabilirsin annen sana beslenme çantası vermiyormu yoksa sana

kötümü davranıyorlar diye uygun dilde kızla konuşmaya çalışıyormuş ve kız çocuğu bunun üzerine gözyaşları içinde anlatmaya başlamış.

    Öğretmenim, biz çok fakiriz evimizde yiyecek hiç bir şeyimiz yok ki ben nasıl annemden beslenme isteyebilirimki .Akşam eve gidince ekmek bile bulamadığımız zamanlar oluyor diye konuşmuş .Düşüne biliyormusunuz  daha 7 yaşında bir kız çocuğu !!!

Sitemizdeki bilgilerin büyük çoğunluğu alıntıdır. İlgili yazının yazarının veya kaynak sahibinin istemesi halinde ilgili yazı sitemizden kaldırılacaktır. Web Stats