| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
BU BLOGU ARKADAŞLARINIZA TAVSİYE EDİP BİZE KATKIDA BULUNMUŞ OLACAĞINIZI UNUTMAYIN LÜTFEN !!! İLĞİNİZE TEŞEKKÜRLER

yardimci

18 "türkiye" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"türkiye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Üç ayda çok para harcadım

 

 

 
 
 
Üç ayda çok para harcadım Türkiye’nin sayılı zenginlerinden NATO müteahhidi Faruk Yalçın’ın kızı Süreyya Yalçın ile Önder Bekensir, ağustos ayında Bodrum’da evlenmişti.

BU MUTLULUK KISA SÜRDÜ 

Evliliklerinin üzerinden henüz üç ay geçmesine rağmen ikili şu aralar boşanmak üzere. Yalçın, ayrılığa sebep olarak, eşinin hâlâ eski sevgilisi Courtney Jacobs’la mesajlaşmasını göstermişti. Bunun dışında gazeteler de çeşitli sebepler öne sürdü. Yaklaşık iki haftadır magazin gündeminin birinci maddesi haline gelen bu ilişki hakkında, Önder Bekensir konuştu.

‘SÜREYYA İĞNEYİ KENDİSİNE BATIRMALI’

Bu evliliği tamamen kalbini dinleyerek yaptığını ve boşanmalarındaki asıl sebebin kesinlikle bir aldatma olmadığını belirten Önder Bekensir, şunları söyledi: “Ben çoluk çocuk sahibi olmak ve mutlu bir aile kurmak için evlendim. Ama şu anda evli olduğum insanla bunu gerçekleştirmem mümkün değil. Bir insan, bir evlilik yapıp kısa sürede boşanıyorsa, ardından biriyle nişanlanıp tam evlilik arifesindeyken yine ayrılıyorsa ve şimdi de bir evliliği bitme noktasına gelmişse biraz da iğneyi kendisine batırmalı. Ayrıca ayrılığımın sebebi kesinlikle eski nişanlım Courtney’e attığım mesajlar falan değil. Kesinlikle böyle bir şey yok! Bitmiş bir ilişkiye asla geri dönmem. Zaten istenilirse bunun ispatı yapılır, telefon ayrıntılarına bakılır. Bu ilişkinin bitmesinde şu anda açıklayamayacağım çok farklı sebepler var. Yasal olarak ayrıldıktan sonra gerekirse bu sebepleri açıklayacağım. Hatta bir televizyon programına çıkıp açıklamayı bile düşünüyorum.”

 ‘EVLİLİK SÖZLEŞMESİ DİYE BİR ŞEY VAR’

Süreyya Yalçın ile para için evlendiği konusunda ise Bekensir, “Süreyya ile para için evlendiğimi söylediler. Ama bu çok komik. Çünkü biliyorsunuz, evlilik sözleşmesi diye bir şey var! Şu evlilikte üç ayda harcadığım parayı hayatım boyunca harcamadım. Kimsenin kimseye para falan da vermişliği yoktur” şeklinde konuştu. Bekensir, ayrıca gazetelerde birkaç gün önce iddia edildiği gibi manken Irmak Atuk’la da kesinlikle hiçbir ilişkisi olmadığını ileri sürdü.

İsrail’e Atatürk meydanı

Yahudi İzak Şatil’in önerisiyle, 1. Dünya Savaşı’nda Ber Şeva’da şehit düşen Türklerin anısına yapılan anıtın bulunduğu meydana ’Atatürk Meydanı’ adı veriliyor. Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan ile Ber Şeva Belediye Başkanı Yaakov Terner çalışmalarını birlikte yürüttü. 31 Ekim’de açılacak meydana dikilecek Atatürk büstü de kente getirildi.

İSRAİL’
in ilk Atatürk Meydanı, ülkenin güneyindeki Necef’in başkenti olarak bilinen Ber Şeva’da açılıyor. İsrail’in 4’üncü büyük kenti ve 200 bin dolayında nüfusu olan Ber Şeva’da, Mustafa Kemal Atatürk Meydanı ile meydanda Şehitler Anıtı’nın bulunduğu alana yerleştirilecek Atatürk büstü 31 Ekim’de törenle açılacak.

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan ile Ber Şeva Belediye Başkanı Yaakov Terner, meydan ve anıtın son düzenleme çalışmalarını yerinde izlediler. Atatürk büstünün konulacağı kaidenin beton dökümü tamamlanırken, alandaki düzenlemeler sürüyor. Atatürk büstü, Türkiye’de yapılarak Ber Şeva’ya getirildi.

Osmanlı izleri

Ber Şeva Belediye Başkanı Terner, Türk halkına çok derin ve sıcak duygular beslediğini belirterek, yıllar önce, genç bir İsrail Hava Kuvvetleri pilotu olarak görev yaparken Türkiye’ye gittiğini, İzmir Gaziemir ve Konya’da bulunduğunu anlattı. Terner, o günlerden bu yana Türkiye’ye karşı her bakımdan yakınlık hissettiğini, kentin Osmanlı döneminden birçok iz taşıdığını hatırlattı. Ber Şeva’da "Eski Kent" olarak bilinen çarşının yanı sıra Osmanlı döneminden kalma evler ve binaların bulunduğunu kaydeden Terner, Atatürk büstü ve meydanıyla kentin Türk geçmişiyle birlikte yaşatılacağını söyledi./_np/1332/6701332.jpg

Dostluk sembolü

Büyükelçi Namık Tan da meydan ve Atatürk büstünün, iki ülkenin iyi ilişkilerinin bir sembolü olacağını ifade etti. Tan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk askerlerinin savaştığı yerlerde isminin bulunmasının ve bir büstünün yer almasının önemine dikkati çekti.

Tan, Ber Şeva Belediye Meclisi ve Belediye Başkanı’nın bu kararlarından dolayı çok memnun olduklarını da dile getirdi.

Bir Yahudi’nin fikri

1. Dünya Savaşı sırasında, 1914-1918 arasında Ber Şeva cephesinde şehit düşen 298 Türk askerinin anısına, kentteki Osmanlı dönemi eski Hicaz Demiryolu’nun istasyonunun hemen yanında bir Şehitler Anıtı bulunuyor. 21 Ekim 2002’de, Türkiye ile Ber Şeva Belediyesi tarafından yaptırılan anıtın bulunduğu meydana "Atatürk Meydanı" adının verilmesi fikrinin öncülüğünü ise Ber Şevalı bir Yahudi olan İzak Şatil yaptı. Şatil, İsrail’de her kent ve kasabada olduğu gibi, Ber Şeva’da cadde ve sokakları, bahçeleri isimlendiren komisyonda üye.

"Bu meydana Atatürk isminin verilmesinin çok uygun olacağını düşündüm" diyen Şatil, geçen yılbaşında bu düşüncesini hayata geçirmek üzere harekete geçmiş. Önerisiyle 14 Ocak’ta İsimler Komisyonu’ndan bu konuda karar çıktığını, kararın daha sonra Belediyece de onaylandığını ifade eden Şatil, bu konuda Belediye Başkanı Terner’den de büyük destek aldığını dile getirdi. Şatil şöyle konuştu: "Burada (Ber Şeva) Kennedy, Roosvelt isimleri yok. Ama artık Atatürk’ün adı var. Atatürk, çocukluğumdan bu yana benim için bir kahraman."

298 şehit anısına

İSRAİL’
deki Atatürk Meydanı, ülkenin güneyindeki Necef’in başkenti olarak bilinen Ber Şeva’da açılıyor. Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan, Ber Şeva Belediye Başkanı Yaakov Terner’i ziyaret etti ve bilgi aldı. Tan ve Terner daha sonra meydan ve anıtın son düzenleme çalışmalarını yerinde izlediler. Bu meydanda 1. Dünya Savaşı’nde şehit düşen 298 Türk askerinin anısına dikilen bir anıt da bulunuyor.

Türkiye 2023’te AB’ye tam üye

6701429 
Dr. Nusret Arsel
 
 
Fransa’nın eski başbakanlarından Michel Rocard, Türkiye’ye desteğini sürdürüyor. Avrupa Parlamentosu’nda Fransa milletvekiliği görevini yürüten ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin en önemli savunucularından birisi olan Rocard’ın, yazdığı "Türkiye’ye Evet (Oui a la Turquie)" isimli kitap, geçtiğimiz ay piyasaya çıktı.

Eski Başbakan Michel Rocard’ın kitabı, beklendiği gibi, Türkiye karşıtı çevreleri kızdırdı, kızdırmakla kalmayıp öfkelendirdi de. Çünkü Rocard, kitabında, bu çevrelerin Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için geliştirdikleri itirazları birer birer ele alıp cevaplandırıyor. Rocard, Avrupa’da Türkiye’yi desteklemek için kurulan ve bu yıl Nobel Barış Ödülü alan eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari’nin başkanlığını yürüttüğü dokuz kişilik "Bağımsız Türkiye Komisyonu"nun da üyeleri arasında bulunuyor.

"Türkiye’ye Evet" kitabının, Fransa’nın AB Dönem Başkanı olduğu sırada yayımlanmış olması ayrıca dikkat çekici. Gazetecilerin sorusunu cevaplandırırken, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Türkiye ile müzakereleri durdurmayı aklından geçirse bile uygulamaya koymaya cesaret edemeyeceğini savunan Michel Rocard, böyle bir adımın en başta Sarkozy’nin kendi hükümetinden direniş göreceğini ve AB’yi "felç edeceğini" söylüyor. Rocard’a göre, İslám dünyası ile sağlıklı ilişkiler kurabilmenin tek yolu Türkiye’nin tam üyeliği. Michel Rocard, bu konuda apaçık tarih de veriyor: 2023. Bu tarihin sembolik bir önemi de var: Türkiye’nin Batı dünyasının bir parçası olmaya karar verdiği 1923’ün yani Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yıldönümüne tekabül ediyor bu tarih. Rocard, şunları söylüyor:

"Aslına bakarsanız Türkiye’yi haddinden fazla konuşuyoruz. İnsanlar hoparlörlerle konuşunca, Türkiye’nin pek de iyi olmayan şimdiki imajını takviye ediyoruz ve potansiyeli öldürüyoruz. Şu an teknik müzakerelerin süreceği, gürültüsüz, sakin ve sessiz bir döneme ihtiyacımız var. Beş-on yıl sonra tartışmaya döndüğümüzde önümüzde yepyeni bir Türkiye ile karşılaşacağız. Ben 2023 tarihini verirken, meselenin acil olmadığını, paniğe gerek olmadığını söylemeye çalışıyorum. 2023 ayrıca Cumhuriyet’in 100. yıldönümü, böyle bir tarih Türkiye’yi reformlar için seferber edebilir."

Kitabın en önemli mesajı, arka kapakta da yer alıyor zaten. Rocard, orada şunu diyor: "İnanıyorum ki, Türkiye ekonomik olarak son derece önemli, stratejik olarak vazgeçilmez ve kültürel açıdan uzak görüşlü bir ülkedir.

İtalyan lüks outletçi İstanbul’a 100 milyon Euro yatırımla giriyor

6695029

Demet CENGİZ BİLGİN

 

İtalya’nın en büyük tekstil şirketlerinden olan ve İtalya’daki 4 outletinde Armani, Prada, Gucci,

Bulgari gibi en lüks markaları barındıran Fingen, Türkiye’nin ilk lüks outletini açacak.

Krizin outlet konsepti için doğru zaman olduğunu belirten Fingen’in Direktörü Massimo Gardel,

İstanbul’da 100 milyon Euro yatırımla 2010’da ilk outleti açacaklarını söyledi.

İTALYA’nın en büyük tekstil ve gayrimenkul şirketlerinden, milyarlarca Euro cirosu bulunan Fingen,

Türkiye’nin ilk lüks outlet (indirim ve seri sonu ürünlerin satıldığı mağaza) alışveriş merkezini açmaya hazırlanıyor. Fingen’in Direktörü Massimo Gardel, tam olarak yerini açıklamadığı outletin İstanbul’da

bulunacağını söyledi. 80-100 milyon Euro yatırımla 2010 yılında açılması planlanan outlete dünyanın

en önemli lüks markalarının geleceğini söyleyen Gardel, "Türkiye böyle bir şey daha önce görmedi" dedi.

Armani, Prada, Gucci

İtalya’da 4 outlet yatırımları olduğunu ve burada Armani, Prada, Gucci, Bulgari gibi lüks markaların

mağazaları olduğunu anımsatan Gardel, "Söz konusu markalar Türkiye’ye gelmemizle birlikte bizi i

zleyeceklerdir. Şu anda bir isim veremem ama bizim projemizde yer alacaklarını düşünüyorum" dedi.

İtalyan Frattini Ailesi’ne ait olan Fingen SpA, tekstilin yanı sıra kumaş ve gayrimenkul alanlarında

faaliyet gösteriyor. Holdingin en büyük faaliyet alanı şu anda RDM (Real Estate Development

Management) isimli şirketi üzerinden yürüttüğü gayrimenkul.

Krize rağmen Türkiye

Outletler açmaya 10 yıl önce başlayan RDM, İtalya’nın ardından Türkiye’yi seçmiş. İlgilendiği

bir başka ülke ise Çin. İtalyan şirket Türkiye’deki yatırımlarını MAG ile işbirliğiyle gerçekleştirecek.

Krize rağmen Türkiye’ye gelme nedenlerini Gardel şöyle açıkladı: "Ekonomik kriz her yerde; İtalya,

 ABD, Almanya... Tüketici krizleri önemser. Tasarruf etmeye çalışır. Outletler böyle dönemlerde

çok daha fazla önem kazanır. Bu nedenle de doğru bir konseptle geliyoruz. Kriz dönemlerinde ’

Hadi 12 yeni yatırım yapalım’ diyemiyorsunuz ama bir şekilde faaliyetlerinizi sürdürmeniz lazım.

Türkiye pazarına güveniyoruz. Krizin ardından bu pazarın çok ilginç olacağına inanıyoruz."

Gardel, Türkiye pazarının yeterince olgun olduğuna inandıkları için bir yıl önce yatırım kararı aldıklarını

açıkladı. Açacakları lüks outlet ile bir alışveriş destinasyonu yaratmayı amaçladıklarını vurgulayan

Gardel, restoranlar ve eğlence mekanları ile bunu destekleyeceklerini söyledi. Mimari olarak da

farklılık yaratmayı amaçladıklarını kaydeden Gardel, İstanbul’un ardından İzmir ve Ankara gibi

büyük şehirleri hedeflediklerini belirtti.

Lüks oteller geliyor

Massimo Gardel, lüks markaların otellerini açtıklarını belirterek, "Armani, Bulgari, Salvatore

Ferragamo anlaşmamız olan markalar. Türkiye’yi bu açıdan da inceliyoruz. Doğru bir lokasyonda

bu değerli markaların otelerini açabiliriz" dedi. İngiliz kravat ve eşarp markası Tie Rack’i satın alan

Fingen, daha çok havalimanı mağazalarıyla bilinen zinciri Türkiye’ye getirmek için görüşmeler de yapıyor.

:Hurriyet

 
 
 

Telekom ihalesinde önemli rol oynadım enerjiye 1.4 milyar Euro yatıracağım

Vahap MUNYAR
 

Türk Telekom’da ihale sürecinde başlamak üzere önemli rol oynadığı için adı ’Becerikli Abdullah’a

çıkan Abdullah Tivnikli, "O ihaleye Saudi Oger ve Etisalat’ın ayrı ayrı katılmasını sağlayan

Kuveyt Türk olarak biziz. Kuveyt Türk, Türk Telekom’a ortaklığı düşündü, varlık satışı

olmayınca vazgeçti. Benim de hissem yoktur" dedi. Tivnikli, enerjiye 1.4 milyar Euro yatırım

yapacağını söyledi.6694883

TÜRK Telekom’un yüzde 55’inin özelleştirilmesi sırasında Saudi Oger (Oger

Telecom) ile Etisalat’ı ihaleye çeken, şirkette yüzde 10 hisse sahibi olduğu

söylentileriyle adı "Becerikli Abdullah"a çıkan Abdullah Tivnikli, Hürriyet’e

konuştu. Tivnikli, "Ben Kuveyt Türk’ün Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısıyım.

Başta Kuveyt olmak üzere, Körfez Bölgesi’nde çok iyi ilişkilerim var.

Türk Telekom ihalesine

Oger Telecom ile Etisalat’ın dikkatini çeken ben oldum. İhalede iyi çekişme oldu, yüzde 55’lik hissenin

fiyatı 6 milyar 550 milyon dolara çıktı. Türk Telekom’a Kuveyt Türk olarak ortak girmeyi düşündük,

varlık satışı olmadığı için vazgeçtik" dedi. Tivnikli, aile şirketi Eksim Grup olarak enerjiye önümüzdeki

4 yılda 1.4 milyar Euro’luk yatırım planladıklarını söyledi.

7 milyar dolar getirdik

1984-85’ten beri Körfez ülkelerinde dolaştığını, 19 yılda Kuveyt Türk’ün 600 milyon dolarlık sermayeye

ulaştığını, 6-7 milyar dolarlık kaynağın Türkiye’ye gelişine yol açtığını belirten Abdullah Tivnikli,

şöyle konuştu: "Kuveyt Türk, bu sürede Kuveyt’e sadece 4.6 milyon dolar götürdü. Kuveyt Türk’ün

büyük ortağı, Kuveyt Finance House’dur. Bu şirkete devlet de ortak ama halka açık.

Türkiye’ye Körfez sermayesi getirmek benim idealimdi."

Dosyalar hazırladık

Başta Türk Telekom olmak üzere, Tüpraş ve Petkim özelleştirmelerinde de dosyalar hazırlayıp,

ekipler oluşturduklarını ifade eden Tivnikli, şunları dile getirdi: "Kuveyt Türk’te oluşturduğumuz ekip,

Körfez’e gidip özelleştirme ihalelerine ilgi çekmek üzere çalışmalar yaptı. Türk Telekom’da,

Oger Telecom ile Etisalat’ın dikkatini buraya çeken biz olduk. Nitekim ihalede en çok onlar çekişti.

Fiyat da iyi bir noktaya geldi."

Ortaklığı düşündük

Tivnikli, "Türk Telekom’da yüzde 10’luk hisseniz olduğu söyleniyor. Doğru mu?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Aslında Kuveyt Türk olarak Türk Telekom’da hisse almayı düşündük. Ancak, Türk Telekom’da varlık

satışı söz konusu değildi. Sadece belirli bir süreliğine işletme satışı söz konusuydu.

Varlık satışı olmayınca da ortaklıktan vazgeçtik. Daha sonra kamu hisselerinin bir bölümü halka arz

edilirken bizimkilere ’alalım’ dedim, yine istemediler."

Ben ortak değilim

Tivnikli, "Asıl iddialar sizin Türk Telekom’da gizli ortak olduğunuz yolunda" hatırlatmamız üzerine,

"Şahsen Türk Telekom’da ortaklığım söz konusu değil. Aile şirketimiz Eksim Grup’ta ortaklığım var.

Ayrıca, Kuveyt Türk’te Başkan Yardımcısıyım. Burada küçük bir hissem var" yanıtı verdi. Tivnikli,

asıl faaliyet alanı hububat ve gıda olan Eksim Grup’ta önümüzdeki 4 yılda 1.4 milyar Euro’luk rüzgar

ve hidroelektrik enerjisine dönük yatırım planladıklarını vurguladı.

Eksim Grubu’nun cirosu 400 milyon doları buluyor

Abdullah Tivnikli, Kuveyt Türk’teki etkin görevinin yanısıra, abisiyle birlikte Eksim Grup çatısı altında

toplanan aile şirketlerini de yönetiyor.

Eksim Grubu’nun faaliyet gösterdiği sektörler arasında enerji, gıda, inşaat-gayrımenkul ve

madencilik bulunuyor.

Eksim Dış Ticaret, yurtdışı ve yurtdışında yılda 1 milyon tonun üzerinde tahıl ürünü satışı gerçekleştiriyor.

Eksim Grubu, yarısı yurtdışı kaynaklı olmak üzere toplam 400 milyon dolar yıllık ciroya ulaşıyor.

Eksim Grubu inşaat ve madende de büyüyor

Abdullah Tivnikli’nin verdiği bilgiye göre, Eksim Grubu alışveriş merkezi, otel, rezidans gibi bazı projelerde

yatırım ortaklığı içinde yer alıyor. Grubun kendisine ait ve ortak olduğu projelerin toplam inşaat alanı

550 bin metrekareyi aşıyor.

Eksim Grubu’nun Kayseri’deki Stoneks şirketi, 350 bin metrekarelik yıllık doğal taş işleme

kapasitesine sahip bulunuyor. Grup ayrıca kendine ait mermer ocağı da işletiyor.

Eksim Grubu ayrıca krom madenine dönük yatırım faaliyetinde de bulunuyor.

İlk hidroelektrik santralı 2008 sonunda devreye giriyor

2000
yılından beri Türkiye’nin birçok bölgesinde rüzgar ölçümleri yapan Eksim Grubu, 950 MW’lık

bölümü rüzgar olmak üzere, toplam 1200 MW’lık yenilenebilir enerji portföyüne ulaştı.

Abdullah Tivnikli, Karadeniz Bölgesi’ndeki 64 MW’lık ilk hidroelektrik enerji santralını 2008 sonunda

devreye alacaklarını söyledi.

Türk Telekom’a genel müdür aranırken mülakatlara girdim

ABDULLAH Tivnikli, "Sizin Türk Telekom üzerinde çok etkili olduğunuz, yönetim kurulu toplantılarına

girdiğiniz söyleniyor" hatırlatması üzerine şunları söyledi: "Ben Türk Telekom’da yönetim kurulu

üyesi değilim. Dolayısıyla yönetim kurulu toplantılarına girmem söz konusu değil. Ancak,

Türk Telekom’a bir ara genel müdür arayışı vardı. O sırada bazı mülakatlara ben de girdim.

Daha sonra Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany, genel müdürlüğü de yürütme yolunu seçti."

Babam akrabaya kefaletten battı, faiz fobimiz oldu

ABDULLAH
Tivnikli, babası Sıddık Tivnikli’nin geçmişte bir yakınına kefil olduğunu, bu yüzden

batışı yaşadığını ifade ederek şunları anlattı: "Biz aslında varlıklı bir aileydik. Babam,

kefalet yüzünden tam anlamıyla battı. Daha sonra hamdolsun yeniden kendimizi toparladık.

Ancak, o batış olayından sonra bizde bir faiz fobisi oluştu. Hatta ben İstanbul Teknik Üniversitesi’ni

mühendis olarak bitirdikten sonra işletme masterimi yaparken, tez konusu olarak batıdaki yatırım

ortaklıkları modelini seçtim. Yani, faiz dışı bir sistem üzerinde çalıştım."

Faizsiz sistemin Türkiye’ye gelişinde payım var

8’
inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın babasıyla olan dostluğu nedeniyle kendisini de yakından

tanıdığını belirten Abdullah Tivnikli, şunları anlattı: "23 Nisan 1983’te babamı kaybettik. Yurtdışında

eğitim görüyordum. Hemen döndüm, işlerimizle ilgilenmeye başladım. O dönemde Başbakan Yardımcısı

olan Turgut Özal, beni çağırıp, ’Faizsiz bankacılık sistemini getirmeyi planlıyoruz, senin bu konuda

çalışmaların vardı, gel bu konudaki çalışmaların içinde ol’ dedi. O zamanki adı ’Özel Finans Kurumu’,

şimdiki adı ’Katılım Bankacılığı’ olan modelin Türkiye’ye gelmesinde böylece rol aldım."

Refik Hariri ile görüştüm cenazesine kendim gittim

ABDULLAH
Tivnikli, Lübnan’ın suikaste kurban giden eski Başbakanı ve Sadu Oger-Oger Telecom’un

kurucusu Refik Hariri ile geçmişte görüşmeleri olduğunu ifade ederek, "Cenazesine de gittim.

Giderken kendim gittim. Dönüşte Sayın Abdullah Gül’le (o dönemde Dışişleri Bakanı’ydı) birlikte döndüm.

Cenaze üzerinden iş bağlantısı kurulması söz konusu olamaz" dedi.

Katılım bankaları reel ekonomiye dayalı çalışıyor

TÜMÜYLE faize dayalı sistemin "balon gibi şiştiğini" savunan Abdullah Tivnikli, şu yorumu yaptı:

"İşte dünyada yaşanan finans krizi bunu ortaya koydu. Faize dayalı bankacılık sistemini asla kötülemek

istemem. Onlar da kendi işlerini yapıyorlar. Ancak, özel finans kurumları ya da şimdiki adıyla katılım

bankaları tüm faaliyetlerinde reel ekonomiye dayalıdır. Herkes parayı ’havuz’a atar.

Havuzda toplanan paralar binlerce reel işte kullanılır. Ortaya gelir çıkar. Böyle bir sistemin

batma ihtimali yok."Tivnikli, ABD’nin Körfez’den 3.5 trilyon dolar, İngiltere’nin 1.5-2 trilyon dolar,

İspanya’nın ise 650 milyon dolar kaynak çekebildiğini ifade ederek, "Ben oradaki birikimleri

Türkiye’nin de hizmetine sunmak istiyorum" dedi.

Yıldırım: ‘Ya hız, ya kayboluş’

 Mustafa ERCAN/MERSİN, (DHA)

ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım, lojistiğin geleceğin yükselen sektörü olduğunu belirterek, lojistiğin ‘hızlı olmak, ya yok olup gitmek’ şeklinde özetlenebileceğini söyledi.
Mersin'de Dış Ticaret Müşteşarlığı'nın düzenlediği Dış Ticaret Lojistiği Konferansı'nda konuşan
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da, ticaret ile taşımacılığı birbirinden ayrılmaz iki kardeş gördüklerini söyledi. Küresel rekabet arttıkça tasarruf edilecek alanların azaldığını bildiren Yıldırım, şöyle dedi:  “Lojistiği şöyle de özetleyebiliriz, ya hızlı olacaksın, ya da yok olup gideceksin. Tasarrufun yolu nedir? Hızlı gitmek ve maliyeti düşürmek, böylece de küresel rekabette ayakta kalmak. Bunun için lojistik geleceğin yükselen sektörüdür. Lojistik içinde taşımacılık yine ağırlıklı bir oran teşkil etmekle beraber bir işlemler dizisi, tedarik zinciridir. Gümrüklemesi, stoklanması, sigortalaması hatta ve hatta kısmen, tamamen üretilmesi gibi bir çok işlemi burada yapıp son kullanıcıya ulaştırmaktan geçiyor. Öyle bir küresel bir ticaret anlayışı gelişti ki artık malı, dünyanın başka bir kıtasında üretiyor, bir kıtasında depoluyor ve bir başka kıtasında da satıyorsunuz. Bu gelişmeleri dikkate alarak bu sektörün içinde olmak bu değişim ve gelişimden pay almak elbette ki, Türkiye'nin de, komşuları gibi hakkıdır.”

‘YOL MEDENİYETTİR’
Türkiye'nin lojistik alanında söz sahibi olabilmesinin çevre ülkelerin gelişmesine bağlı olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Lojistik alanında İran'ın gelişmesi demek Türkiye'nin alt yapısının gelişmesi demektir. Çünkü asırlar boyu hizmet eden İpek Yolu, İran'dan geçiyor. İran, Türkiye ve diğer ülkelerde Çin ve hatta Japonya'ya kadar uzanan bu yolların çağımızın teknolojisiyle bir koridor haline getirmek ve böylece doğu ile batıyı bu topraklar üzerinden birleştirmek bizim için en önemli hedeflerdendir” dedi.
Buna yönelik çalışmaları sürdürdüklerini anlatan Yıldırım, Marmaray Projesi'nin bu koridoru tamamlayan, Asya ve Avrupa'yı birbirine tamamlayan büyük bir proje olduğunu vurgulayıp, “Türkiye'nin 148 yıllık hayalidir ve gerçekleşme yolunda adım adım ilerlemektedir. İstanbul-Ankara Hızlı Tren Projesi’nin de yarısı tamamlanmıştır ve diğer yarısının inşaatı da devam etmektedir. Aynı şekilde Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi de Türkiye'yi Kafkaslara ve oradan da Uzakdoğu'ya bağlayacak önemli bir halkayı teşkil etmektedir. Sonuç olarak yol medeniyettir” diye konuştu.
Konferansa katılan İran Ulaştırma Bakanı Hamit Bahbahani'nin Farsça yaptığı konuşması İngilizce ve Türkçe’ye çevrildi. Ülkesinin taşımacılık potansiyelinden bahseden Bahbahani, Türkiye ve İran’ın taşımacılık açısından Avrupa için önemli bir köprü olduğunu, bu açıdan her iki ülkenin bağlantı noktası olma avantajını çok iyi kullanması gerektiğini söyledi.
Konuşmaların ardından 2007 yılında karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu ile en fazla ihraç yükü taşıyan lojistik firmalarıyla en fazla ihraç yükü ve transit yük elleçleyen limanlar ve lojistik firmaları temsilcilerine Lojistik Ödülleri verildi.

İnternette vergi yükü iniyor

GÜLÇİN ÜSTÜN Ankara

Cepte vergi indirimine Maliye'den vize yok

Özel sektörün mobil iletişimdeki yüzde 60'ı aşan vergilerin düşürülmesi talebine sıcak bakmayan Maliye Bakanlığı, sabit ve mobil internette Özel İletişim Vergisi'nin (ÖİV) kaldırılmasına yeşil ışık yaktı. Ulaştırma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı, mobil internette yüzde 25, sabit internette yüzde 15 oranında olan ÖİV'nin, 5'er dilimlik kademeler halinde kaldırılmasında uzlaştı. Telekomünikasyon Kurulu İkinci Başkanı Galip Zerey, "Cepte vergi indirimi ve Hazine payının kaldırılma taleplerimiz daha önce reddedildi. Ama internet konusunda anlaştık. Sadece KDV kalacak" dedi.

London Business School ekonomi Profesörü Leonard Waverman, Türkiye'deki mobil telekomünikasyon sektörü üzerindeki vergi yüküne ilişkin bir rapor hazırlayarak, kamu ve özel sektör temsilcilerinin katıldığı toplantıda sundu.
Waverman, Türkiye'nin dünyada mobil iletişimde en yüksek vergi alan ülke konumunda olduğunu ve cepteki tüm vergilerin kalkması durumunda 8-9 sene sonra Maliye'nin gelir kaybının ortadan kalkabileceğini anlattı.
Telekomünikasyon Kurulu İkinci Başkanı Zerey ise, henüz cep telefonu üzerindeki vergilerin indirilmesi konusunda Maliye Bakanlığı ile uzlaşma sağlanamadığını açıkladı. Maliye'nin vergi gelirlerinin düşmesini istemediğini, bu nedenle cepte vergi indirimine sıcak bakmadığını aktaran Zerey, sabit ve mobil internette vergilerin düşmesi konusunda ise anlaştıklarını anlattı. Zerey, "Bu konuda henüz düzenlemeyi yapmadık. Ama mobil ve sabit internet üzerinden sadece KDV alınmasını öngörüyoruz. ÖİV tamamen kalkacak. Ancak bu bir anda değil, kademeli yapılarak senelere yayılabilir. Maliye bunu kabul ediyor çünkü, bu alanda vergi geliri şu anda az. İleride çok büyüyecek, vergi geliri getirecek bir sektör. Maliye bunu anlamadan indirimi yaptırdık, yaptırdık" diye konuştu.
Waverman'ın hazırladığı raporda yer alan bazı saptamalar şöyle:
* Mobil iletişimden alınan ÖİV ve yüzde 15'lik Hazine payı, KDV'ye oranla son derece verimsiz bir vergilendirme türü. Mobil telefonda uygulanan ÖİV, elde edilen her 1 dolar vergi geliri başına 60 centlik yük yaratıyor. Buradan Türkiye yılda 2 milyar dolar kaybediyor.
* Mobil telefona uygulanan vergi, karların azalmasına, fiyatların artmasına ve üretimin düşmesine yol açıyor.
* Türkiye'deki yüksek vergiler, aboneleri telefonlarını kullanmaktan ve SMS göndermekten caydırıyor.
* Türkiye'de bir abonenin vergilere ödediği tutarın operatöre ödediği tutara oranı yüzde 96 iken, AB ülkelerinde bu oran yüzde 7.5-20 arasında değişiyor.
* İletişim vergilerinin kaldırılması durumunda, her 100 kişi başına düşen GSM aboneliği oranında oluşacak yüzde 10'luk artış, Gayri Safi Milli Hasıla'yı ortalama yüzde 1,2 oranında artıracak.

Belarus:2 Türkiye:0

BORISOV (A.A)

Avrupa Ümitler Futbol Şampiyonası’nın play-off rövanş maçında Türkiye, deplasmanda Belarus’a 2-0 yenilerek, elendi.

İLK YARI
         17. dakikada Mustafa yaptığı etkili baskı sonrasında Belarus defansından topu aldı. Daha sonra ceza alanına girerek vuruşunda meşin yuvarlak rakibe
 çarparak kornere gitti.
         24. dakikada Aydın sol kanattan topla birlikte ceza alanı önüne kadar geldikten sonra vuruşunda meşin yuvarlak üstten auta gitti.
         28. dakikada serbest vuruştan Ceyhun’un kaleye gönderdiği top az farkla auta çıktı.
         30. dakikada Hihevich’in sol kanattan ceza alanına ortaladığı topa kimse dokunamayınca meşin yuvarlak taca gitti.
         39. dakikada kornerden gelen topu Sivakov kafayla filelere gönderdi: 1-0
         42. dakikada Caner’in pasında topla buluşan Sercan, meşin yuvarlağı kaleye şut çekti. Kaleci Chasnovsky meşin yuvarlağa müdahale ederek kornere gönderdi.
         45. dakikada Caner, serbest vuruşta sağ taraftan kullandığı topu ceza alanına gönderdi. Oluşan karambolde önce Aydın, sonra Mustafa’nın vuruşunda meşin yuvarlak savunmadan döndü.
         Mücadelinin ilk yarısı Belarus’un 1-0 üstünlüğüyle tamamladı.

 İKİNCİ YARI
         49. dakikada rakiplerini geçerek ceza alına giren Aydın, topu uygun pozisyondaki Mustafa’ya attı. Bu oyuncunun vuruşunda meşin yuvarlak yan ağlarda
 kaldı.
         50. dakikada Shitov’un sağ taraftan ceza alanına havadan gönderdiği topa ön direkte Kryvets’in kafayla vuruşunda top auta gitti.
         52. dakikada ceza alanında yaptığı baskı sonucu topa sahip olan Shitov, daha sonra meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 2-0
         66. dakikada Aydın sağ taraftan götürdüğü topta kaleciyle karşı karşıya kaldı. Aydın’ın vuruşunda meşin yuvarlağa son anda dokunan kaleci topu kornere gönderdi.
         68. dakikada Serdar’ın sağ taraftan ortasında ceza alanında topla buluşan Mustafa uygun pozisyonda meşin yuvarlağı auta attı.
         75. dakikada Barış’ı sol taraftan kullandığı serbest vuruşta topu ceza alanına gönderdi. Eren’in kafayla vurduğu meşin yuvarlak az farkla auta gitti.

         Kalan dakikalarda başka gol olmayınca maç Belarus’un 2-0 üstünlüğüyle tamamlandı.


Stat: Gradski
Hakemler: Stefan Johannesson xx, Erik Bergsten xx, Joakim Flink xx (İsveç)
Belarus: Chasnovsky xx, Shitov xxx, Martvnovich xx, Osipovich xx, Yanushkevich xx (Dk. 66 Sachyuka xx), Hihevich xx (Dk. 71 Maltsev xx), Valadzko xxx, Sivakov xxx, Chuklei xx (Dk. 82 Yurchanka x) , Kryvets xx, Kamarovski xxx
Türkiye: Onur x, Orhan x, Ceyhun xx, Eren xx, Ferhat x, Aydın x, Serdar xx, Abdullah x (Dk. 67 Özer x), Caner x (Dk. 55 Mehmet Battal x), Mustafa xx, Sercan x (Dk. 46 Barış x)
Gol: Dk. 39 Sivakov, Dk. 52 Shitov (Belarus)
Kırmızı Kart: Dk. 84 Eren (Türkiye)
Sarı Kartlar: Dk. 26 Shitov, Dk. 44 Valadzko, Dk. 45 Sivakov (Belarus), Dk. 34 Orhan, Dk. 35 Abdullah, Dk. 90 Barış (Türkiye)
Kaynak:Milliyet

Frankfurt Kitap Fuarı öncesi

Alman basını Türk yazarlara geniş yer verdi 

 

Türkiye’nin onur konuğu olduğu, 14-19 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 60. Frankfurt Kitap Fuarı öncesinde Alman basını bazı Türk yazarlara, eserlerine ve Türkiye’ye geniş şekilde yer verdi.
         Frankfurt Kitap Fuarı’nın Başkanı Jürgen Boos, "Frankfurter Rundschau" gazetesine yaptığı açıklamada, fuar çerçevesinde Türkiye ile ilgili yapılacak ve yapılmakta olan etkinliklere işaret ederek, bunların Türkiye’nin çeşitli yüzlerini gösterdiğini söyledi.
         Kendisi için Batı ve Şark arasında sürekli dile getirilen farklılıkların bulunmadığını belirten Boos, "Türkiye’nin imajını değiştireceğiz" diye konuştu.
         Türkiye’nin çeşitliliğinin anlaşılması durumunda, yine çok çeşitli yüzleri olan Avrupa’ya girişinin takdir edileceğini ifade eden Boos, bu fuarın Türkiye’yi AB’ye yaklaştırıp yaklaştırmayacağının sorulması üzerine ise "Almanlar Türklere daha fazla yaklaştı mı? Hayır, üye adayı olarak Türkiye bu kitap fuarının sonunda AB’ye daha fazla yaklaşmış olmayacak" dedi.
         Fuar etkinliklerinin sadece Türk folkloruyla sınırlı olmadığını kaydeden Boos, kendi kafasındaki Türkiye imajının da önceleri sadece az sayıdaki Türk yazarlarla ve turizmle belirlenmiş olduğunu, ancak Türkiye’nin "onursal konuk" olması sebebiyle son 2 yılda yapılan hazırlıklar sayesinde Türkiye hakkında çok daha fazla şey öğrendiğini kaydetti.
         Almanya’da yaklaşık 4 milyon Türkün yaşadığını, başka hiçbir ülkede bu kadar büyük bir yabancı toplumunun bulunmadığını belirten Boos, kendilerinin Türkiye’deki yayınevi dünyasına konsantre olduklarını, bu alanda Türkiye’de inanılmaz bir büyüme olduğunu söyledi.
         Frankfurter Rundschau gazetesinde, yazar Şebnem İşigüzel de tanıtılarak, ülkesini seven ve Türkiye’den başka bir yerde yaşamak istemeyen bu yazarın, yine eserlerinde Türkiye’deki eksiklikleri eleştirdiği de belirtildi.
         Gazetenin seyahat sayfalarında da İstanbul ve Kaş yöresi tanıtıldı.
         Alman araştırmacı Stephan Lanz’ın, nüfusu gittikçe artan İstanbul hakkında kitap yazdığı ve Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un da İstanbul aşığı bir insan olduğunu kaydedilen yazıda, kentin hızlı şekilde modernleştiği ifade edildi.
         Başka bir yazıda da Kaş ve antik Myra kenti arasında görülecek tarihi yerler ve oteller anlatıldı.
         "Frankfurter Allgemeine Zeitung" gazetesi ise tamınmış bazı Türk yazarları tanıttığı yazıda, Türk edebiyatının Almanya’da fazlaca bilinmediği, ancak Türk edebiyatının Frankfurt Kitap Fuarı’nda keşfedilebileceği belirtildi.
         Yazıda, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Aziz Nesin, Tevfik Fikret ve Elif Şafak gibi bazı yazarların eserleri tanıtıldı ve diğer çok sayıda yazarın ismi anılarak Türk edebiyatının gelişimi hakkında bilgi verildi.
         Gazetenin diğer bir yazısında da besteci Adnan Saygun tanıtıldı. Saygun’un ünlü Macar bestecisi Bela Bartok’a benzetildiği yazıda, "Türk Bartok’u" şeklinde başlık kullanıldı.
         "Die Welt" gazetesi de bugün yayınladığı edebiyat ekinde, Alman Yeşiller Partisi eş başkanlığı görevine aday olan Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir’in yeni çıkan ve Türkiye’nin çeşitliliğini yansıtmaya çalıştığı "Türkiye - Politika, Din, Kültür" adlı kitabını tanıttı.
         Ekteki başka bir yazıda ise yazar Necla Kelek tanıtıldı.

Baykal: "Belki sen prim yaparsın

geliver canım" 

 DHA- A.A

 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, televizyonda canlı yayında tartışma önerisini geri çeviren Başkana Recep Tayyip Erdoğan'ın “Benim öyle pirim yaptırma diye bir gayretim yok” sözlerine yanıt verirken, “Belki sen prim yaparsın, geliver canım” dedi.
Bayram tatiline TBMM’nin açılışı dolayısıyla bir günlük ara veren Baykal, bugün partisinin Antalya il binasında düzenlenen bayramlaşmaya katıldı. Yoğun bir katılımın olduğu bayramlaşmada konuşmasıın büyük bölümünü Deniz Feneri yolsuzluğuna ayıran Baykan, kendisiyle televizyon ekranında tartışma önerisini geri çeviren Başbakan Erdoğan'a şöyle seslendi:
“Başbakan dün açıklama yapmış, ‘Benimle televizyona çıkmak istiyor, ona pirim verecek bu adımı atmam’ diyor. Niye bu kadar karamsar, niye bu kadar umutsuz? Başbakan diyor ki, ‘Ben Deniz Baykal ile televizyona çıkarsam, kendisi prim yapar.’ Canım bu kadar karamsar olma kendin hakkında. Senin de söyleyeceklerin vardır. Niye kendine güvenmiyorsun, niye kendine inanmıyorsun? Daha başlangıçta havlu atmışsın. Karşı karşıya gelirsek o pirim yapar, ben yapamam diye. Belki sen prim yaparsın, geliver canım.”
Partililere hitap ederken Deniz Feneri yolsuzluğuna geniş yer veren Baykal, “Umarım gerçek bir bayrama dönüştürmeyi önümüzdeki günlerde hep beraber başarırız. Gerçek bayramları gelecekte inşallah beraber yaşarız” ifadeleriyle konuşmasına başlayan Baykal, Ramazan Bayramı'nın çok üzüntü verici olayların ortaya çıktığı, herkesin hayal kırıklıkları yaşadığı döneme rastladığını söyledi.
Bu bayram öncesinde Türkiye’de olağanüstü bir yolsuzluk manzarası ortaya çıktığını belirten Baykal, “Toplumumuz çok derin bir biçimde yolsuzluk batağının içine sürüklenmiştir” dedi. Bu olayların en çarpıcısının Deniz Feneri yolsuzluğu olarak ortaya çıktığını kaydeden Baykal, “Yolsuzluk Türkiye’nin yolsuzluğu ama bunun Türkiye’de değil, bir başka yerde ortaya çıktığına tanık olduk. Bizimle ilgili, bizim insanlarımızın heder olduğu, gerçekleştirdiği yolsuzluğun bir yargı kararıyla, sağlam bir mahkeme kararıyla ancak yurtdışında hükme bağlanabildiğine tanık olduk” diye konuştu.

YOLSUZLUK ACI BİR MANZARA

Almanya’da görülen Deniz Feneri e.V davasının faillerinin, istismara uğrayanların tamamının Türk olduğuna dikkat çeken Baykal, buna karşın Türk yargı sisteminin olayı seyretmekle yetindiği görüşünü savundu. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yolsuzluğu yapanlar bizimkiler. Parayı toplayanlar bizimkiler, parayı verenler bizimkiler. Almanya’ya gidip ailesini iyi bir geleceğe kavuşturmak için yıllardır çile çekmiş insanlar, memleket hasretiyle, yardımlaşma anlayışıyla katkı veriyor. Verenler bizim insanlarımız. Verdikleri bizim insanlar. Alınan o parayı Türkiye’ye farklı amaçlar için taşıyanlar, kuryelik yapanlar bizim insanlarımız. O paralar Türkiye’de yine bizim insanlarımız tarafından kullanılıyor. Bütün bunlar ortada ama bunu ortaya çıkaran kim? Alman mahkemesi, Alman emniyeti, Alman savcılığı, Alman yargı sistemi. Bu tablo beni derinden yaraladı. Bunu, Türkiye’de bir vatandaş olarak kendime saygısızlık kabul ettim. Çok kırıcı bir manzara. Bizimle ilgili bir yolsuzluk, başkaları tarafından tespit edilecek. Biz bunu seyretmekle yetineceğiz. Acı bir manzara.”
Bu tablonun insanların bazı değerleri yeniden sogulamaya ittiğini kaydeden Baykal, “Bunun ortaya çıkması insanları derinden düşündürdü. Herkes, ‘Her şey istismar edilir de insanların, insanlık duygusuyla, dayanışma duygusuyla, dini bir görev sorumluluk anlayışıyla, fitresi, zekatı yolsuzluğun konusu olur mu’ diye sordu. Her şeyden kazanç çıkarmayı düşünebilirsiniz de fitreden, zekattan yolsuzluk yapmayı kim düşünebilir?” diye konuştu.

‘SÜTÜ BOZUK BİRKAÇ KİŞİNİN İŞİ DEĞİL’

Deniz Feneri davasının sistematik bir yolsuzluk olduğunu önemle vurgulayan Baykal, şöyle konuştu:
“Bu acı manzaranın ikinci tarafı bu duyguların kim tarafından, kimler tarafından nasıl istismar edildiğidir. Eğer bu olay, sütü bozuk birkaç kişinin kendi bireysel ahlaksızlığı dolayısıyla gözünü karartıp milletin yardım parasını göz dikmesiyle ortaya çıkan bir yolsuzluk olayı olmuş olsaydı, diyebilirdik ki Allah’ından bul, Allah belanı versin. Ama manzara o değil. Maalesef o değil. Sütü bozuk bir insanın gözünün dönmesiyle, para hırsıyla, iyi yaşama arzusuyla gözünün dönmesi sonucu ortaya çıkan yolsuzluk değil. Ya ne? Sistemli, kollektif, el birliğiyle, bilerek, belli bir siyasi amaçla gerçekleştirdikleri sistematik bir yolsuzluk. İki defter tutuyorlar. İki defter tutmak ne demek? Bir resmi makamlara verilecek, bir de gerçeği. Gerçeği de toplayacağız, kendi amacımıza harcayacağız. Hangi amaç bu? Kanal kuracaklar, televizyon kuracaklar, kanalla siyaset yapacaklar. Türkiye’nin bağımsızlığının siyasetini mi yapacaklar? Kimin siyasetini yapacaklar? Kanal 7 kimin siyasetini yapıyor? Bunun siyasette bağlantısını görmezsek, sadece emniyetin, ahlak masasının sorunu gibi görürsek yanlış anlarız.”

ASIL ÇETELEŞME DENİZ FENERİ

Deniz Feneri için ‘siyasi çete’ benzetmesi yapan Baykal, “Burada bir çeteleşme var. Hani çeteleşme diyorlar ya, asıl çeteleşmeyi sen gel de Deniz Feneri’nde gör. Deniz Feneri çetenin aslı. Müdürü biliyor, muhasebecisi biliyor, orada görev alan herkes biliyor. Onları bu işi yap diye gönderen Ankara’dakiler biliyor. Parayı Ankara talimatıyla topluyor, Ankara’dakinin masasında oradaki her faaliyet bilgisayarın ekranında aynen görünüyor. Ne bu? Çete değil mi bu? Yapay çete üretmeye kimse çalışmasın, çete burada var işte. Bu siyaset çetesidir” dedi.
Bu olayın iktidarla bağlantısının açıkça ortada olduğunu söyleyen Baykal, “Kimler yüzde yüz vergi bağışıklığı sağlamıştır? Mehmetçik Vakfı’na tanınmayan vergi bağışıklığı hakkı bunlara tanınmıştır. Danıştay izin vermediği halde, kanun değiştirilmiştir, bu imtiyazlar Bakanlar Kurulu kararı ile bunlara verilmiştir. Hangi Bakanlar Kurulu? Bütün bunlar bunun siyasi adresini ortaya koyuyor” diye konuştu.

ADALET BAKANI BÖYLE DERSE

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in partisinin Antalya teşkilatında bayramın birinci günü bayramlaşmada yaptığı açıklamalara da değinen Baykal, “Antalya’da bir Bakan, dava ortaya çıkmış, mahkumiyet kararları verilmiş, ‘Bize ne, bana ne’ diyor. Almanya’daki mahkeme demiş ki ‘Elebaşılar Türkiye’de’ ve Adalet Bakanı ‘Bana ne’ derse Türk mahkemeleri bunu soruşturabilir mi? Türk adliyesi bunu yargılayabilir mi? Ortada bir çelişki yok mu? Bu çelişki, kanundan mı Anayasa’dan mı kaynaklanıyor? Hayır, siyasetten kaynaklanıyor” dedi.
Adalet Bakanı Şahin'in “Yazıyoruz, çiziyoruz, daha bize bir şey gelmedi” dediğini kaydeden Baykal, “Alman mahkemelerine bir şey geldi mi de onlar harekete geçti? Ne bekliyorsun, niye harekete geçmiyorsun? İpe un serme bahaneleri hepsi. Adalet Bakanı ipe un sermeye bile teşebbüs etmedi. Ya en azından bize ‘Bakarız, ederiz’ de ipini ununu hazırla sen” diye konuştu.
Baykal, “Aslında din, ahlak, ilkeler bütünü, bir yaşam biçimi. İslamiyet bu yönüyle en güzel ahlakı ortaya koymuş. Kul hakkı yemeyeceksin demiş, haram yemeyeceksin demiş. Haram yemek, kul hakkı yemek, yetim hakkı yemek onda ama sanki İslamiyetin temsilcisi onlar” dedi.

BAŞBAKAN ÇAMUR ATAR

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a televizylonda canlı yayında tartışma önerisini yineleyen Deniz Baykal, “Karşılıklı konuşalım dedim. Ona buna çamur atmaya çalışıyorsun, milletin gözü önünde tartışalım dedim. Olmadı, dokunulmazlıkları kaldıralım, cesaretin varsa mahkemeye gidelim dedim. O da olmadı. Son bir teklif daha sundum. TBMM, sadece benim dokunulmazlığımı kaldırsın ve mahkemede yargılanayım. Hakkımda ne belge varsa siz de sunun dedim. Ona da cesaretleri yetmedi” dedi.

“SEN MEDYA İHALELERİNDE NE YAPTIN?”

Baykal, “Başbakan, sen ne yaparsın?” diye sorduktan sonra yanıtı da “Dedikodu yapar, çamur atar” diye verdi. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşanmış olan yolsuzluk olayları ortada. Bu son yaşanan olaylarda bazı ilginç saptamalar ortaya çıktı. Başbakan’ın bir medya kuruluşunun patronunun rafineri ruhsatı isteği üzerine, ‘Hayır biz onu, bizim Çalık Grubu'na vereceğiz’ dediği ifade edildi. O zamandan beri altını çiziyorum, böyle midir, değil midir? Başbakan o ilçe kongresinde çıktı, bu ilçe kongresinde çıktı. Bu güne kadar ‘Bu doğru değildir’ diyemedi. Böyle bir manzara dünyanın herhangi bir demokrasisinde olabilir mi? Ve yabancı devlet adamlarının adını bu vesile ile kullanabilir mi? Kendisi işin içinde ya birilerini daha gösterecek. Uluslararası dedikodu bu. Sen medya ihalelerinde ne yaptın bir konuşalım.”
Baykal, konuşmasının sonunda kendisiyle televizyon ekranında tartışma önerisini geri çeviren Başbakan Erdoğan'a şöyle seslendi:
“Başbakan dün açıklama yapmış, ‘Benimle televizyona çıkmak istiyor, ona pirim verecek bu adımı atmam’ diyor. Niye bu kadar karamsar, niye bu kadar umutsuz? Başbakan diyor ki, ‘Ben Deniz Baykal ile televizyona çıkarsam, kendisi prim yapar.’ Canım bu kadar karamsar olma kendin hakkında. Senin de söyleyeceklerin vardır. Niye kendine güvenmiyorsun, niye kendine inanmıyorsun? Daha başlangıçta havlu atmışsın. Karşı karşıya gelirsek o pirim yapar, ben yapamam diye. Belki sen prim yaparsın, geliver canım.”

"SOSYAL DEMOKRAT PUSULA"

Türkiye’nin yeni bir yol haritasına ihtiyacı bulunduğunu ifade eden Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
"Deniz Feneri AKP’nin DNA’sını ortaya koymuştur. AKP’nin DNA’sı bu fener olayında görüldü, ortaya çıktı. MR’ı. Kimliği, kişiliği tespit edildi. Bunun bir ayrı, bir yararı var. Ortaya çıkan sonuç üzüntü verici ama ne yapalım? Gerçeği
göreceğiz. Türkiye’nin gemisinin rotasını yeniden çizmeyi ihtiyacı var. Sosyal demokrasi pusulasıyla, dürüstlük pusulasıyla, ahlak pusulasıyla Türkiye’nin yolunu çizmeye ihtiyacı var. Türkiye geleceğini rantla, havadan para kazınmayla, üçkağıtçılıkla, onun bunun hakkını yemeyle değil, Türkiye geleceğini yaratıcılıkla, emekle, çabayla, ahlakla, dürüstle kuracaktır." Baykal konuşmasının ardından partililerle bayramlaştı. 

KADINLARDAN YOĞUN İLGİ

CHP il örgütündeki bayramlaşmada Deniz Baykal'a partili kadınlar büyük ilgi gösterdi. Baykal'la tokalaşmak için oluşturulan kuyrukta bekleyen ilköğretim öğrencisi Faruk Can Aydın, sıra kendisine geldiğinde CHP'nin seçim sloganlarından oluşturulan metni Baykal'a okudu. Baykal, minik öğrenciyi alkışlayarak destek verdi.
Parti önündeki bayramlaşmanın ardından bina içindeki yönetim birimlerini gezen Baykal, ilk olarak CHP Kadın Kolları üyeleri ile bir araya geldi. Burada CHP'nin çalışmalarını desteklediğini söyleyen İsviçreli Simone Fnseelaple ile bir süre sohbet eden Baykal, daha sonra CHP Gençlik Kolları'na ait odaya geçti. “İşte CHP'nin dinamik gençleri” diyen Baykal, gençlerden seçim çalışmaları hakkında bilgi aldı. Baykal, İl Başkanı Ömer Melli'ye kadın ve gençlik kollarına ait odaların genişletilmesi talimatını verdi.
Deniz Baykal, törenin ardından İl Başkanı Ömer Melli'nin kullandığı otomobille Konyaaltı Caddesi'ndeki evine geçti. Spor kıyafet giyen Baykal daha sonra tekrar evinden çıkıp BeachPark'a geldi ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan ile birlikte bir restoranda öğle yemeği yedi.

Sitemizdeki bilgilerin büyük çoğunluğu alıntıdır. İlgili yazının yazarının veya kaynak sahibinin istemesi halinde ilgili yazı sitemizden kaldırılacaktır. Web Stats